
Otobüs konusuna böyle acıklı bir hikayeyle girmek istemezdim ama karikatürü görünce aklıma geldi o günler.Asıl hayat otobüsün içinde oysaki.Yaşlısı,genci,çocuğu,şöförü hepsi birer hayat.Bir tiyatro sahnesi.
Otobüste ayakta kalırsanız , balerinler kadar kıvrak olmalısınız bir kere.Hele hele kapılara yakınsanız.Genel de inecek insanlar sizin etrafınızdan geçeceği için sürekli olarak vücudunuzu, yer vermek suretiyle, dansöz gibi kıvırırsınız.Jimnastik bir nevi.Yetmiyormuş gibi bazen şöför tıklım tıklım dolu otobüse yolcu almak için orta kapılarıda açar.Ulen zaten içeride birbirimizin osuruğunu solur hale gelmişiz , oksijen kalmamış , daha ne insan alıyorsun ! İnsan sevgisinin böylesine ayakta alkışlarım.Alkışladımda.Nasıl olsa sağım solum insan doluydu ellerimi bıraktım,alkışladım.Kimyadaki katı halin atomları gibiydik.Götgöte,duvar gibi.Düşmedim valla.
Bir de şöförün inilecek kapıyı açmaması olayı varki o tam bir azaptır yolculara.Düğmeye çoktan basılmıştır.Durağa gelinmiştir.Otobüs durur ve sadece ön kapıyı açar yolcu almak için.Unutur inecekleri.O anda herkesin içinden " Kaptannn !! Orta Kapıı !!! " diye yırtınmak gelsede yapamaz.Sessiz çığlık.İçin içini yer insanın.İnecekler kapının önünde , hepsinin kafası şöföre dönük, armut gibi bakarlar.Allah tan birkaç bağırabilen insan vardırda herkes sıkıntıdan kurtulur,ineceklerde iner.Gözleri sevinçten parlar,memleketine dönmüş gurbetçi misali.
Bu yazıda uzar gider.Birazını da sonraya saklıyorum.Tabi bu yazı , anasının karnından arabayla doğmuş arkadaşlar için birşey ifade etmiyor olabilir.Onlar için ayrıca "jet ski" isimli bir yazı düşünüyorum.
Hayırlı günler.
Bilgilendirme:Üç gündür bloga Blogger'ın Türkiye networku üzerinde olan bir sorunu sebebiyle giremiyordum.Bir yolunu bulduk arkadaşlar sağolsun...