19 Eylül 2009 Cumartesi

Belediye Otobüsü

Ortaokuldaydım ve yanımda parada yoktu.Sadece bir adet otobüs bileti vardı."Ortak Sınav" denen bir organizasyondan çıkmıştım.Yağmur ıslatmadık yer , girmedik delik bırakmamıştı.Hava gitgide bozuyordu.Otobüs durağına doğru koşarken bir otobüsün yolcu aldığını gördüm.Kalkmak üzereydi.Yakalamıştım.Ama istikamet tabelasını göremiyordum.Bakmaya zamanım yoktu.Şansına durakta bir arkadaşa rast geldim.Hemen ona sordum.Sizin oraya gider dedi.Bindim.Gitmedi.Otobüs meğer başka yollara gidiyormuş.Eve en yakın yerde indim. Bir buçuk saat o havada eve yürümek zorunda kaldım.Arkadaşı da bir daha görmedim.Onun can sağlığı için iyi oldu tabide biz cırcır olduğumuzla kaldık.O yüzden babanıza bile güvenmeyin diyorlarmış.

Otobüs konusuna böyle acıklı bir hikayeyle girmek istemezdim ama karikatürü görünce aklıma geldi o günler.Asıl hayat otobüsün içinde oysaki.Yaşlısı,genci,çocuğu,şöförü hepsi birer hayat.Bir tiyatro sahnesi.

Otobüste ayakta kalırsanız , balerinler kadar kıvrak olmalısınız bir kere.Hele hele kapılara yakınsanız.Genel de inecek insanlar sizin etrafınızdan geçeceği için sürekli olarak vücudunuzu, yer vermek suretiyle, dansöz gibi kıvırırsınız.Jimnastik bir nevi.Yetmiyormuş gibi bazen şöför tıklım tıklım dolu otobüse yolcu almak için orta kapılarıda açar.Ulen zaten içeride birbirimizin osuruğunu solur hale gelmişiz , oksijen kalmamış , daha ne insan alıyorsun ! İnsan sevgisinin böylesine ayakta alkışlarım.Alkışladımda.Nasıl olsa sağım solum insan doluydu ellerimi bıraktım,alkışladım.Kimyadaki katı halin atomları gibiydik.Götgöte,duvar gibi.Düşmedim valla.

Bir de şöförün inilecek kapıyı açmaması olayı varki o tam bir azaptır yolculara.Düğmeye çoktan basılmıştır.Durağa gelinmiştir.Otobüs durur ve sadece ön kapıyı açar yolcu almak için.Unutur inecekleri.O anda herkesin içinden " Kaptannn !! Orta Kapıı !!! " diye yırtınmak gelsede yapamaz.Sessiz çığlık.İçin içini yer insanın.İnecekler kapının önünde , hepsinin kafası şöföre dönük, armut gibi bakarlar.Allah tan birkaç bağırabilen insan vardırda herkes sıkıntıdan kurtulur,ineceklerde iner.Gözleri sevinçten parlar,memleketine dönmüş gurbetçi misali.

Bu yazıda uzar gider.Birazını da sonraya saklıyorum.Tabi bu yazı , anasının karnından arabayla doğmuş arkadaşlar için birşey ifade etmiyor olabilir.Onlar için ayrıca "jet ski" isimli bir yazı düşünüyorum.

Hayırlı günler.

Bilgilendirme:Üç gündür bloga Blogger'ın Türkiye networku üzerinde olan bir sorunu sebebiyle giremiyordum.Bir yolunu bulduk arkadaşlar sağolsun...

15 Eylül 2009 Salı

Banka


Allah tan bankalarla yaşım gereği fazla işim yok. Pek geçmiyorum kapılarının önünden.Ama iş başa düşünce yapacak birşeyde yok tabi.Topluyoruz pılımızı pırtımızı , gidiyoruz bankaya.Termos,tulum,yastık,havanın sıcaklığına göre üstümüzü örtecek herhangi bir örtü.O kadar çok bekliyorsunuzki oranın ortamına alışmak için gerekli bunlar.Yatabilir,kalkabilir,beslenebilirsiniz bu süre içinde.Hata yanınıza birde lağzımlık alın.Belli olmaz hani.

"Ulen ne kinin varmış bankalara arkadaş ! " demeyin.Ben gördüğümü söylerim.Geçen gün okul harç paramı yatırmak için gittim bankaya.Bir girdim içeri hey maşallah her dilden ,dinden, milletten insan var.Rap dinleyen zenciler mi ararsınız , sakallı hacılarmı.Oturacak yer zaten yok.Ayakta dikildik mecbur o kadar saat.Bir arkadaşa denk geldim , o da okul harcını yatırmak için gelmiş.Gözleri çapak içindeydi "Hayrola yeni mi kalktın ?" diye sordum.Evet dedi."Saat 1 de aldım işlem kağıdımı,eve döndüm yattım kalktım hala gelmemiş sıra ! " Tabi aralarda birkaç küfür etti ben onları buraya yazmıyorum haliyle.Bu muhabbetler dönerken saat 5 ' ti.Banka kapandı.İçeridekiler içerde kaldı.Dışarıdan yeni müşteri almıyorlarmış.İçerideki müşterilerin işlemleri bitene kadar kapatmıyorlarmış . Şükür.İşini bitiren kapıdan dışarı çıkıyor sonra tekrar kapanıyor kapı sıkıca.Bankanın levhası olmasa içeride ne işler dönüyor kimse anlayamaz.

Beklerken kendime eğlencelik bir uğraş aradım.Sonunda buldum. Ama paylaşacak kimsem yoktu o yüzden sadece bir proje olarak kaldı.Sıra numarası alıyoruz ya makinadan.İşlem sırasında kenardaki ufak sepete bırakıyoruz o sıra kağıtlarını.Heh işte o kağıtları topluyoruz ve sayıyoruz.Sonra iki kişi arasında eşit pay ediyoruz.Eskiden oynayanlar bilir,futbolcu kartları vardı hani.Son sayısına oynanırdı.Aynı muameleyi bu sefer bankadaki sıra kartlarına gösteriyoruz.Genelde üç haneli olur onlar.Son rakamına oynuyoruz.Birler basamağı aynı olursa atan alır.Deneyin.Eğlenmezseniz artık can sıkıntısı için atasözlerine başvurursunuz.

Hayırlı günler.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Adam olacak çocuk...

Bilgilendirme:Makedonya Eğitim Bakanlığının reklamıdır.Bu video dini veya siyasi açıdan değil, sadece videoda geçen diyalogların paylaşımı için konulmuştur.

video


Adam olucak çocuk bokundan belli olur derler ya.Mecazdır tabi.İşte adam olacak çocuk.Daha belkide 7 yaşında.Biz o yaşta sabah uyanır sütümüzü içer , okula gider fişlerimizi sıralardık."Ali ata bak.Ali boka bas.Ayşe şarkı söyle.Söyle ayşe söyle" gibi...Tenefüste annemizin yanımıza koyduğu birkaç şeyi tüketir sonrasında kovalamaca oynardık.Bilgelik adına tek yaptığımız şey cümlenin öğelerine dikkat ederek konuşabilmekti en fazla.Ne düşünceleri sorgulayabilirdik ne de öğretmenlerden söz isteyip : " Hocam yanılıyorsunuz , şu şöyleyken böyledir, bu da size kapak olsun ! " diyebilirdik.(Kendi adıma :)

O yüzdendir ki ilkokul öğretmenleri en az ailedeki büyükler kadar değerlidir.Çünkü o yaşta aklınıza ne işlenirse birazda o yolda devam edersiniz hayatınıza.Ama gelin görünki videoda da gördüğünüz gibi arada böyle doğuştan yetenekli,büyümüşte küçülmüş insanlar dünyaya gelebiliyor.Verdiği cevap o kadar güzel ki Einstein'nın , bu anının devamında öğretmene ne olduğunu merak etmemek elde değil. Einstein'ı azarlayıp kulanığımı çekti ? Yoksa eline cetvelle mi vurdu ? Tahta önünde tek ayak belkide .Ama tam terside olmuş olabilir:

"Einstein . Aferin evladım otur. 5 veriyorum sana.Yarın resim dersinede geçen hafta getirmeyi unuttuğun yel değirmeni resmini mutlaka getir tamam mı yavrum."

Akabinde Einstein ertesi güne atom bombasının yapılışı çizip götürüyormuş ne "bomba" olurdu . Tabi bir 30-40 yıl sonraya kaldı o çizim.Tamam akıllıda o kadar da değil artık ! Müneccim bokuyla mı beslediler bunu canım !? Nostradamus muydu bunun bakıcısı bebekken !?

Her öğrendiğinizi, her duyduğunuzu " aha evet ! Bu kesin böyle! " diyip kabullenmeyin.Hayatta meraklı olmak en güzelidir.Çünkü araştırırsınız.Öğrenirsiniz.Çok merakta iyi değildir tabi.İş atasözüne dönmesin.İnsanın başına ne gelirse ya meraktan hesabı ...

Hayırlı günler.

13 Eylül 2009 Pazar

Reklamlar


Reklam kültürü üzerine çok şey yazılabilir.Vurgulamak istediklerim sadece birkaç türü.İşin ucunda milyar dolarlar dönüyor ama bence milyar tanede kıllık var .Üstüne basılması gereken kalıplar , "E zaten ezberledik " dedirtecek laflar var.Arada çok nadir de olsa yaratıcı reklamlar çıkıyor.Gerisi hep kopyala , yapıştır.

Banka reklamları hep aynı.Birde insanları kandırmayı iyice meslek edindiler.Sanki verilen krediler hiç ödenmeyecekmiş gibi.Bugün alın sonra ödeyin.Yarın alın öbür yıl verin.Şimdi alın ya da siktirin gidin.Birde ödeme kolaylıkları çıkarmışlar.105 taksit , vade farksız.Bu size yavaş yavaş sarkacaz,çaktırmadan sürtünecez demenin farklı bir yoludur.
Birde şu televizyondan tanıtımı yapılanlar var.Arayıp istenen ürünlerden bahsediyorum.Hani tanıtımın sonunda bizi telaşa sokan ürünler."On dakika içinde ararsanız bir tanede kabızlık giderici bitkisel hap hediyemiz" cinsinden.Kısa filmler kadar tanıtım videoları vardır.On dakika filen ortalama.İşte böyleyken böyle , kıçınızı eritir,karın kası yapar,yattık yerden kilo verirsiniz bir ton sallamasyonlarla karşınıza çıkarlar.Mesaj tam Türk halkına yöneliktir."Sen bu ürünü al , ye iç sıç , sonra tak kıçına yat.Kilo almadığın yetmiyormuş gibi kiloda vereceksin ." He yedik bizde.Yiyenlere afiyet olsun.Fazladan birkaç tane alında kafanıza filende bağlarsınız belki o zaman kilo verdirir yattık yerden.Bizi iyice mongol yerine koyuyolar.Reklamda rolü olan hanım ve beyler zaten kaslı kaslı , vucüt işinde profesyonel olanlar.Onlara bakıpta mı kanacağız len !

En hoşuma gidenide telefon operatörlerinin reklamları . "250 üzeri kontor yükleyin , bir ay boyunca , gece 10 dan sabah 6 ya kadar ücretsiz konuşun." E ne bu şimdi ? O kadar para verdik 250 kontore , belirlediğiniz saatler arasında nasıl konuşacağız ki ? Geceleri televizyonda çıkan 0 900 lü hatlarda da çalışmıyoruz,gecenin bir vakti ne işimize yaradı o kampanya ? Bir de başka bir üçkağıtçılık anket oylamalarında veya yarışmalara oy gönderirken yaşanıyor.SMS gönderin demesi kolay .Bize ne kadar geçireceklerini ancak televizyonun yanına sokulduktan sonra ekranın dibine teğet geçen göt kadar yazılardan anlayabiliyoruz. O da bir kere geçiyor. Okuyabilirseniz artık.

En güzeli zaplayın.Ya da canınız sıkılıyorsa izleyin.Eğlenirsiniz.

Hayırlı günler.

Bizi sevenleri üzmeyelim baba...
Related Posts with Thumbnails