30 Aralık 2009 Çarşamba

On, dokuz , sekiz !...


"Haydi çok az kaldı toplan toplan,televizyonu kim kapattı ya ! ya abi kesin kaçtı ya kaçırdık sana dedim pastayı sonra kes diye ! Dur dur sayılıyor ! On , dokuz , sekiz,yedi,altı,beş,dört,üç,iki,bir HEelelelealooohohoooaeejaje !!!"

Her yıl yapmaya üşenmedik şunu . Her yıl. Every fucking year.Allah inşallah bize bu geri sayımı başka bir olay yüzünden yaşatmaz.Eğer tabi Nasa'da çalışmıyorsanız.Dünya'nın sonu gelecek mesela meteor düşüyor.Bir kaç dinozor o an bize götüyle gülüyor.Tam olarak dünyaya düşme zamanı hesaplanmış.Herkes sayıyor on,dokuz,sekiz filen diye ... Noldu korktunuz değil mi ?

Hediye alacaklara kolay gelsin diyorum.Bir çok yeteneğiniz olmalı. Kişisine göre hediye almak , cebinize göre hediye almak ,hangi hediyeyi alacağına karar vermek bunların hepsini birleştirdiğinde karşına Einstein'nın teorilerinden biri daha çıkıyor.Aklınızı çok zorlayıp yeni yıla hastahanede girmeyin.

Yeni yıla nasıl girersek öyle gidermiş diye bir ton espri yapılır onlardan da kaçının.Ve işte en önemlisi; önümüzdeki yıl görüşürüz esprisini yapanı da yaptıranı da , o ortamı hazırlayanı da Nondayla Keitaya havale ediyorum.(Bkz. Galatasaray Futbol Takımı 2009-2010).

Mutlu,huzurlu,sağlıklı,sevdiklerinizle birlikte güzel bir yeni yıl dilerim.

Hayırlı günler.

27 Aralık 2009 Pazar

Küçüğüm

video

Aklıma Sezen Aksu'nun şarkısı geldi video yu izleyince."Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün hatalarım ..."

Tabi çocukta aslında bir hata yok.Arkadaşlarında,abilerinde suç.Onu ,"six" kelimesinin barındırdığı "Türkçe küfür" den dolayı suçlayamam.Hatta bana kalsa,bulabilsem, kucağıma alır seve seve bayıltırım bu kıretayı.

Yalnız anaya , babaya dikkatinizi çekerim.İnsanlar gülebilmek ve güldürebilmek için herşeyi yapmalı arkadaşlar.Tebrik ,alkış kıyamet,"bu vatan sizinle gurur duyuyor" naraları benden bu ebeveynlere gitsin.Ne "çocuğumuzun arkadaşları büyüyünce dalga geçer" diye , ne "konu komşu ne der? diye, ne de çocuğun düşündüğü manidarlıktan çekinmişler.Helal olsun. Sanki kamera yokmuş gibide kahkayı basıyorlar.

Benim erkek çocuğum olsun böle ileride çıkartıp sallatacağım kameranın karşısında.Youtube,facebook,google,yahoo,youporn alayınada koyacağım videoyu.Aslanım benim be ! Karşısına da geçeceğim. "Hadi başlıyoruz . One,two,three..... nine , ten , bize gel Ayten " dedirttireceğim don sıyrılmış vaziyette.Artık ismi Ayten olan arkadaşlardan özür diliyorum.Maksat kafiye olsun.

Bu hayat böyle böyle geçer . Öbür türlü sittin sene yaşayamazsın. Bak. Yine sit dedi. Ben demedim , o dedi.

Hayırlı günler.

20 Aralık 2009 Pazar

Daha Neler Göreceğiz :)

video

Hey koçum hey . Breh breh breh. Haftalık yazımın konusu ararken neler gördüm.Aramaz olaydım.Benim bile izlerken midem kaldırmadı.

Ne diyor abimiz , "Dostunun yaşadığı yere gittim çünkü nerede yanlış yaptığımı görmek,öğrenmek istedim".Eğer artık karısı , tabiri caizse , adamın mikinde değilse ve sadece ilişkide nerede hata yaptığını öğrenmek istiyorsa orası tamam.Hani " ben bu horospunun kocası değilim sadece hata tespiti yapmak için geldim" diyip , tedaş görevlisi gibi evin bir yanına oturup izlerse yine bir nevi midesi bulanmaz bu programı izleyenin.Gelin görünki işin esası daha vahim.

"Yanlışlarımı öğrenip,düzeltip , karımı geri kazanacağım " . He. Tabi. 300 erkek. Şöyle düşünün. 30 askerden hesaplarsak 10 bölük asker demek. Ulen adamlar karını atış talim poligonuna çevirmiş sen hala geri kazanacağım diyorsun !! Boynuzun bulutları delmiş , şimşeklerle dans etmiş , Zeus un kıçına değmiş sen hala neyin peşindesin !!! Tüh ülen senin suratına !!

Bir de bunları insandan sayıp nufus cüzdanı veriyolar , Allah'dan evliyken askere gitmemişsin sen.Karın ziyarete filen gelirdi Allah korusun. " Abi bizim arkadaşlar nerede? Komutanda yok ? Sabah 6 da talim vardı ? Bizim nöbetçi Seyfo nereye koşuyor böyle ?"

Talimdeler talimde...

Hayırlı günler.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Unuttum gitti

Unutkanlık.Kaderin cilvesi , "kader , kısmet" gibi lafların kullanılmasını sağlayan en önemli hastalık.Ne varki bu gibi hastalıktan benim gibi çenesi göbeğine değen birileri faydalanıyor.Sömürüyor,dalga geçiyor,sıçıp sıvıyor.

Unutmakta değil bazen unuttuğunu sanmak da insanı bitiriyor.Mesela evden çıktınız gidiyorsunuz yolun ortasında öyle bir soru aklınıza takılıyorki artık o günün geri kalanında hiç bir işinize kendinizi veremezsiniz." Ya kapıyı kilitlemediysem ?! " Hadi bakalım şimdi binbir türlü komplo teorisi.Eve girip televizyonu,bilgisayarı sırtlayıp götürdülerse , camı çerçeveyi indirdilerse , çok sevdiğiniz komşunuz Hikmet abiyi tartakladılarsa hatta ve hatta tecavüz ettilerse... O kadar kötü yani. Bu düşünceler insanın aklını yer bitirir.

Bir başka klasik daha vardır.Evden çıkar çıkmaz paçanızdan içeri sızar, kulağınızdan içeri aklınıza kaçar.Slip don gibi rahatsızlık verir.Cep telefonu,anahtar,cüzdan ve bilimum araç gereçleri unuttunuz mu acaba ? Iki elinizi birden ceplerinize götürerek yaptığınız hızlı bir taramadan sonra da geçmez o his.İllaki bişey unutmuşsunuz gibi gelir.Böyle durumlarda paniğe kapılmadan , derin nefes alıp vererek bu hissiyattan kurtulabilirsiniz.

Ne yapın ne edin yola çıkarken tuvaletinizi yapmayı , fermuarınızı kapatmayı unutmayın.İkisini birden unutursanız yandınız zaten.Kendinizi , önünüzde oturan amcanın suratına işerken yakalıverirsiniz.Nasıl olsa fermuarda açık mübarek itfaiye hortumu... Hanım arkadaşlar bu bölümü okumasa da olurdu.Artık sizin ne yapacağınızı ben söylemeyeyim burada.Koskoca hanım oldunuz ayıp !

İşine geleni hatırlayıp , işine gelmeyeni unutanlardansanız sizi Şahin K'ya havale edip
huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Hayırlı günler.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Cebime Koyayım

İnsanoğlunun hayatını kökten değiştiren birkaç buluş var.Ateş,tekerlek,bilgisayar,facebook,taharet bezi ve cep telefonu...

Cep telefonu o kadar güzeldir ki sahibine güven verir.Her elinizi cebinize attığınızda bir şişlik görürsünüz ya olay orada biter zaten.Cep telefonu yüzünden olan şişlik tabiki.Kim aramış , kim mesaj atmış önemli değil.O telefonu cebinden çıkarmanın hazzı farklıdır.Sadece tuş kilidi açıp kapatmak için telefonla oynayan insanlar gördüm.

Artık ülkemizde binbir türlü hizmet var cep telefonu için.3G,wap,msn,facebook,mail,canlı maç izleme,iddaaseverlere anında skor...Bir ton yenilik bir ton hizmet.Ne zaman bu ülkede operatörler arttı , rekabet kızıştı, işte o vakit beyni teknolojiyle cıvıklaşmış milletimin her yanı pelte haline döndü.

"45 kontöre sabahtan akşama istediğiniz kadar konuşun", "39 kontore 67bin mesaj hediye ","62 kontöre bütün bayram boyunca dayınızı bedava arayın "," Şimdi gelin , Zokafon 3G paketine üye olun ! Yoksa adam değilsiniz ulan ! "," İyiki Zokafona geçmişim,3G ile iş tutulduğunu bilmiyordum ta ki Rusya'daki arkadaşım Elena'nın canlı haline gömene kadar ... "

Çaldırıp kapatacağım karşıdaki arasın,Sürtünüp çekeceğim 10 kontör bedava gelsin,Diğer operatörlere sapıklık yapayım faturama yansımasın,150 kontör aldım 150 kere yalayacağım,39 kontöre 62 den tavşan yapacağım.Bide hızlı olan arkadaşlar vardır.Sen çaldırmak için ararsın daha öttürmeden telefonu açarlar , kontörünü heba ederler.Onlar için hala bir teknoloji bulunamadı.

Bitmez bu.İnsanlar oradan oraya telefon numarasını taşırken , kendilerini geleceğe taşımayı unuttular.Teknolojiydi 3G di 5Z di derken atı alan Üsküdar'ı geçti.Bedava dakikası olan arasın diye beklerken bir jenerasyon heba oldu gitti.Herkesin canı sağolsun.

Hayırlı günler.Kib

26 Kasım 2009 Perşembe

Kurban


Evet yukarıda da gördüğünüz üzere artık kurbanlıklar dahil herkes bu bayramı beklemekte.Yarın sabah her evde ayrı bir hava bir olacak.Çocuklar para derdine büyüklerinin elini emerken,büyüklerse kurban,misafir,alışveriş üçlüsü arasında mekik dokuyacak.

Her ne olursa olsun bu bayramda her bayram gibi, bu güzel memleketime canlılık getirecektir.Bayram günü sokaklar daha bir kalabalık,etrafta cirit atan çapkınlar daha bir azgın olacaktır.Eve giren çıkanın hesabının tutulamadığı bu güzel bayramda kalabalıktan yer bulunamayıpta divanların dibine çökenleri görmek mümkündür vesselam.

Tabi bunlar benim gözlemlerim.Herkes bayramı nasıl geçirir bilemem.Bir de işin , adından da anlaşılacağı üzere, kurban kısmı var.Kesene de kesmeyene de "Allah kabul etsin" diyorum.Önemli olan dağıtmak,paylaşmak herkesin yüzünü güldürmektir.Bayramlar bunun içindir.Yoksa kurbanı kesipte " Ne dağıtması ya ! Ayağındaki toynağı bile yerim len o kadar para verdim !" dedikten sonra ne anlamı kaldı.

Yine etrafta kurban kesilirken izleyemeyen,şiddet karşıtı hayvanseverler,"Hayvanları nasıl kesiliyoooolarrr acıyorummm yaaaa !! " diyen kemçük ağızlı tikiler,Paris'den sabah uçağıyla akrabasını görmek için gelip akşam uçağıyla geri dönenler elbetteki olacaktır.Heh işte onları görünce hemen boyunlarına sarılın.Çünkü herkesin bu dünyadaki yeri ayrıdır ve güzeldir.

Sevdiklerinizle birlikte mutlu,huzurlu bir bayram dilerim.Çok yiyipte motoru bozmayın .Bayramın hemen ertesi iş günü.

Hayırlı günler...

22 Kasım 2009 Pazar

Seviyorum Dünyayı !

video
Ben İzmir doğumluyum ve İzmir'de öleceğim.Çok seviyorum memleketimi.Dünya'nın başka hiçbir yeriyle kıyaslamam bile.Çünkü coğrafyası,hava şartları,tarihi ve modern tüm yerleşim birimleriyle insanı büyülüyor.Ama benim asıl sevdiğim nokta , Alsancak'a, Kordon'a gittiğinizde her çeşit insanı görebiliyor olmanız.

Gelin görünki yukarıdaki gibi bir insanı İzmir'de bile görmedim.Bu yüzden lokal düşüncemden sıyrılıyorum ve "Bu dünyayı seviyorum !" sloganıyla yazıma başlıyorum.

Dayı videonun başında sakin ve sıkılmış bir tavırla , elini kafasına yaslamış otururken , birden Sibel Can kıvraklığıyla ayaklanıyor ve çoşturuyor.Bir Hacıya göre çok kıvrak.Maşallah Allah nazardan korusun.Yalnız biri bu dayıyı uyarmalı . Bu tür hareketlerle havalimanından içeri bile almazlar.Hacı dediğin ağır başlı olmalı, osuruğuyla hastalıklara şifa , üfürüğüyle kısırlara deva olmalı.Doğu ile batıyı sentezlicem derken kendini kaybetmiş farkında değil.

Dayıma bir popstar yakışır.Güzel güzel döktürüyor Hacı dayım ve sonunuda çok güzel bir hareketle getiriyor.Birincilikle bitirmezse ben bu milleti tanımıyorum demektir.Sırf reyting için bile son haftaya kadar tutarlar yarışmada.O oynadıkça millet oynar , millet oynadıkça bizim sinirlerimiz oynar.Öyle geçinir gideriz.Bir de lakap bulundu mu tadından yenmez.Hajdar nasıl ? Birşeyi çağrıştırdı ama neyse...

And The Oscar goes to Hajdar...

Hayırlı günler.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Mahmut : 2012

Dün 2012 diye bir filme gittim.Yine bilindik kıyamet senaryoları.Çatlamalar , patlamalar , havada uçuşanlar , yerin altında sıkışanlar...Bir ton olay.Adamlar filme iyi para harcamış vesselam.Ama gel gör ki gözünüz yoruluyor izlerken.Karmaşa,kaos hat safhada.Kimin eli kimin götünde belli değil.

Hemen aklıma "Ben olsam ne yapardım ? " sorusu geliyor. Valla yapacak bişey yok aslında.Hani salak gibi yere yatıp cenin pozisyonu alacak değiliz.Ama eminim ki televizyonda bunu önerende olacaktır.O ak saçlı deprem dede çıkıp " Evet dünya yıkımın eşiğinde ve hepimiz yatağımızın yanına yatıp cenin pozisyonu alıyoruz.Dizlerimizi göbe..." .Ya da evde bulunan "ilk yardım çantası" bir işe yarar mı ? Çelik yelek giysek üstünede kalın bir palto ...

Öleceğin garantiyken neyini çabalayacaksın be arkadaş.Birkaç yüzbin insan kurtarılacaksa bile onların içinde benim olmayacağım kesin.Beni seçmeleri için bir sebep yok.Bir elle tutulur niteliğim yok." Sen matrak adamsın gel kurtulduktan sonra işi daşağa vururuz." demezler herhalde.

O yüzden ben böyle bir durumda hemen soyunurum.Nasıl olsa sokaktaki herkes korkudan koşuşturup duracak,yanından babası geçse tanımayacaktır.Anadan doğma sokağa çıkarım .Ohh Ne bakan var ne gören. Sonra bi çorbacıya giderim. Kendi çorbamı kendim katarım ,birazda sarmısak atarım.Ağzın kokmuş diyen olmaz herhalde böyle bir durumda.Oradan çıkar İzmir'in Yalı'sına Kordon'nuna giderim sahil yolundan.Kıçımdan soğuğu yer anında zature olurum. Başka yapacak bişey gelmiyor aklıma.

Böyle senaryoları kafaya takıpta ona göre yaşamayın sakın.Bunlar yıllardan beri konuşuluyor.Bu tahminlerin hepsi doğru olsaydı son 10 yılda 3 kere dağılmıştı dünya.Şimdi sokaktaki Mahmut isimli vatandaşa gidip " 2012 de dünyanın sonu gelecek ! Hepimiz öleceğizz ! " desen . " Hasikktirrr " der işine devam eder . Ki en güzelide odur .

Hayırlı günler.

15 Kasım 2009 Pazar

Kandırıkçılar

Karikatür:Erdil Yaşaroğlu

Malumunuz bütün üniversiteler bu tarihler arası sınav yapıyorlar.Bende bu tarihlerde gazi olmuş biri olarak birkaç noktaya değinmek, parmak basmak hatta parmak atmak isterim.

Sınavlar olur geçer.Sonuçta doğduğumuzdan beri sınavlarla boğuşuyoruz.Ne demiş TRT deki obez amcam ? Hayatımız sınav...Zaten sınav stresine o hale gelmiş. Hayatımız sınav dedikçe yemiş yemiş program yapmış.

Benim yadırgadığım , daha doğrusu düşünüp de gerekçelerini bulamadığım birkaç psikopat davranış şekli var.Sözüm meclisten dışarı , bazı insanlar küfür yemek için yer arıyor.

Şöyleki sınav günü okula geliyorsunuz. Arkadaşı orada oturup hala çalışırken görüyorsunuz zaten:

Bora:"Abi nasıl çalıştın mı ? Yapabilecek misin ? "
X:" Yok abi çok zor ya valla yan bastık bu sefer . 35 alsam yeter.O kadarlık çalıştım zaten."

İnanıyorsunuz.Sınav yaklaştıkça bu arkadaşların söylemleri ağırlaşır."Abi herşeyi unutuyorum Hiç bişey aklımda kalmıyor.Yapamayacaz . Bu sınav kaçacak bana !! "Öyle bir çoşmuştur ki siz kendi kıçınıza kaçacak kazığı unutup onu yatıştırmaya çalışırsınız.

Sınav biter.Herkes çıkar.Arkadaşa yanaşırsınız." Kaç bekliyorsun hocam ? " diye. " Valla 30 alırım en fazla kötüydü ya. " tarzında , içinizi rahatlatan , teselli eden , " Demekki tek kötü yapan ben değilmişim " dedirten bir cevap gelir. .. Canın saolsun diyip ayrılırsınız.

Sınavlar açıklanır.Ben 40 almışımdır. Bu arkadaş 80 almıştır.Hoca arkadaşın ismini okuyupta 80 dediğinde , bu arkadaş " Ben daha yüksek bekliyordum hocam " gibi dayaklık bir laf söyler.Şimdi naparsınız böyle bir adama ? Silahla mı bıçakla mı ?

Gidip sorsanız " Bu kadar bekliyordum demekki hoca her yazdığıma puan vermiş .. " gibi hocayada boku sıçratan birkaç kelam eder.

Sadece tek bir arkadaşımı sevdim bu konuda o da ortaokuldaydı.Sınavdan her çıktığında 90 bekliyorum diyip 20 alıyordu.Bu da iyi değil sevgili okuyucular.Lütfen bir arasını bulun bunun ..

Hayırlı günler.

8 Kasım 2009 Pazar

Vatandaş

video
Çok severim yurdumun insanını.Bazılarında yabancı hayranlığı vardır ya.Yolda,sokakta,belde nerede bir ingiliz görse dakikalarca bakar , " Abi bak ingiliz ingiliz ohaaa !!!! " edasıyla etrafına sanki Papa II. Jean Paul u görmüş etkisi bırakır.Hele siyahileri hiç saymıyorum.Zenci görmeyedursun insanlarımız , artık yollar ayrılana kadar herkes "zenci şöyle zenci böyle" diye konuşur durur.

Oysaki bakın videodaki abime.Hay elini öpeydim , o ağzında ki şiveyi seveydim ya ! Çok seviyorum çok.İnsanlar herşeyden önce kendinde olanı sevmeli.Kendi memleketlisini,kendi memleketini,kendi insanlarını.Aynı faaliyeti yabancılar yapınca " Oha adamlar yapıyor abi helal olsun biz çok geride kaldık ! " diyenler aynı işi biz yapınca " Kesin bir eğrisi,gediği vardır.Yapamaz abi bizimkiler öyle şey.Sen yanlış duymuşsun." gibi muhabbetler döner.İşte böyle muhabbetler edenler varsa bu yazıyı okuyan onların o güzel gözlerinden öperim (!)

Bu tür insanları atacaksın Amsterdam'a o zaman görecek.O zaman anlayacak vatandaşının iyiliğini,saflığını.Geceleri sereserpe yatarken kendi memleketinde, Amsterdam da kimin eli kimin götünde korkusuna kıçına tepsiler bağlayarak yatacak.Memlekete dönünce böyle kamyoncu abileri kucaklayıp öper valla.

Videodaki abiye getirmek istiyorum konuyu.Ne diyor? "Laptopum bozuldu, bugün face e giremedim" diyor.E be güzel abim face senin döşşeğini yesin.Sen başlı başına bir abidesin,bir esersin şu konuşmaların ve içtenliğinle. Asıl face sana girsin.Çok ciddiyim.İnternet mi istersin yoksa bu abiyle sohbet etmek mi diye sorsalar düşünmeden vatandaşımı seçerim.

Keşke her kamyoncu böyle olsa.Barış gelinleri bu memlekettten daha rahat geçseler,kamyoncu esprileri son bulsa.

İnsanlarınızın kıymetini bilin.

Hayırlı günler.

1 Kasım 2009 Pazar

Bruce Abi

Evet yıllarca izlerken tiksindiğim,bir o kadarda "Kutusunda ne var acep ?" diye manidar bir soruyla gülümsediğim program son buldu.Bende rahatladım.Yıllardır salondan odama gelen bir ses " Yokumm diyorrr " diyordu, kurtuldum.

Finali ,filmlerinde 55 yaşında olmasına rağmen,uçağın üstünden otobüsün üstüne atlayabilen bir ruhu genç aktörle bitirdi.Hemde ne bitiriş.Bu bölümü baştan sona izledim.İlk ve son kez.Çünkü eğlenceli olacağının farkındaydım.Gülerken birkaç damla düştü paçalarımdan...Şiir yazasım var.

Türk milleti olarak daha ustruplu duruşların,hele hele insan içindeyken pek oynaşmamamızın gerekliliğini bilerek doğarız.Hea sonradan çimlerin üstünde sevişiriz o ayrı.O tamam.İzmir istisna gerçi.

Adam daha ilk adımını attı başladı karısını öpmeye.Hey maşallah.Sanki bebeğe emzik veriyor.Kalktı kalktı öptü karısını.Helal olsun adam seviyor demekki.Ama biraz da garipsedik.Karısıda bi zamandan sonra yanağını uzatmaya başladı.İyi de yaptı.Burası Türkiye len !

Yarışmacılardan biri Galatasaray atkısı taktı, Acun yediremeyip "renklerin kardeşliği" ayağına Fenerbahçe atkısınıda iliştirdi.Kardeş ayağı göt ayağı.Bir hafta önce gördük.

Yarışmacıların inglizce konuşmaya çalışması çok hoştu ama boştu.Zaten kulaklarında çeviriciler var . Artisliğiniz kime ulen ! Neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz?Sen "Welcome to Turkey " diyince Bruce seni evine misafir mi alacak sandın ? Sokaklarda gül satan çocuklar bile bu cümleyi ingiliz şivesiyle söyleyebiliyorken ne önemi var bunu ?

Bruce programın sonlarına doğru kalkıp espri yapmak istedi."Karım voleybol oynar,ben futboldan anlamam" kelimelerini hareketlerle anlattı.Espri yaptığını sandı.Tabi Türkçenin esnekliğinden ve Türk halkının mizah seviyesinin yüksekliğinden bir haber adam.Orada bir ton cebelleşti ama gülen olmadı.Bende zerre gülmedim.Bruce olmadığını bilsem "kim len bu dal tarak" derdim içimden.Bu o katıldığın soğuk amerikan showlarına benzemez Bruceeeee......

Bitti sonunda."Yetenek Sizsiniz" diye bir program yapacaklarmış şimdi.Adam sonunda dayanamadı Türk halkının yüzüne kendi düşüncesini tokat gibi vurdu. Yeteneksizsiniz....

Hayırlı Günler...

29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyet

video
Atatürk'ün sesinden bir video yayınlamak istedim.O'nun neler düşündüğünü ve neler hissettiğini,bizden neler beklediğini unutup da başka dertlerin peşine düşenler tekrar hatırlasın istedim.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Haftanın Konuğu: Episode 2

Bugünkü konuğum bir Rus.Hikayesi çok ilginç geldi bana . Uydursam (?) anca bu kadar olur.

Bora:Evet adınız nedir ? Nerede doğdunuz bize biraz çocukluğunuzdan bahsedermisiniz ?

Dimitri: Adım Dimitri Tutsikiyancek.Moskova doğumluyum.Babam Slovaktır.Doğumum Rusya'da gerçekleşti.SSCB dağılana kadar Rusya'da yaşadık. Sonra malum olaylardan sonra annemin memleketine , Türkiye'ye kaçtık.Daha çok küçüktüm net olarak neler yaşadığımızı hatırlamıyorum.

Bora:Anneniz Türk demek ne güzel.Nereye yerleştiniz ? ve Türkiye'de ne iş yapıyorsunuz , geçiminizi ne ile sağlıyorsunuz ?

Dimitri:Annem Türk evet.Çorum ilinin Osmancık ilçesinde yaşıyorlar annemgil.Ben ise okul sebebiyle buraya, yani İzmir'e yerleştim.Babam ise genelde Rusya'da kalıyor.İşi yüzünden pek ayrılamıyor.Ama Türkiye ile sürekli temas halinde.

Bora: Aile olarak dağılmış haldesiniz yani.Babanın mesleğini öğrenebilir miyiz ?

Dimitri:Tüccardır kendisi.Ne alır ne satar onu bilemem yalnız.Sanayi ve tarımla pek ilgisi yoktur ama kendisi ben ne zaman sorsam " Tüccarım oğlum ben.Alırım satarım.Sen işine bak." diyor.Ben bu işten birşey anlamamak.

Bora:Ben anladım sen rahat ol.Sen anlayabilecek zeka seviyesine gelince zaten baban senide alır o işe.Neyse.Peki sen İzmir'de çalışıyor musun ? İlgi alanların neler ?

Dimitri:Bir ara amerikan futboluyla ilgileniyordum ama takım arkadaşlarımdan bir kaçı homoseksüel çıkınca o işten de soğudum.Çalışmıyorum.Babam her ay bana yüklü miktarda para gönderiyor.O bana yetiyor zaten.Nasıl kazanıyor acaba bu kadar para yaa ??

Bora:Len sus işte söyletme.Arkadaşların homoseksüel mi çıktı ? Nasıl anladın bunu ?

Dimitri:Ne zaman maç olsa arkama geçiyordu ve hiç gözlerini ayırmadan bana bakıyordu.Bizde oyun gereği domalık duruyoruz zaten.

Bora: Hay salak . Oyun kurucu olm adam öyle yapmayacakta napacak.Seni o takıma alanı ben zaten.Neyse. Rusya'da eviniz tam oalrak nerede kalıyor ?

Dimitri:Kremlin sarayının oraya doğru git ilk değil ikinci sokaktan sola dön.Biraz ileride cami var .Orada "Dimitri emmi'nin evi ne tarafta ?" diye kime sorsan gösterir. (Yavşakça gülmeler)

Bora:Dönde götünle dalga geç len ! Seni adam saydıkta röportaj yaptım amuk ! ( Fevri davranışlar)

Dimitri:Hemen kızma dostum.Şaka yaptım ya . Hem ne var hep sen mi şaka yapacaksın ? (Alttan almalar)

Bora:Bas git len hadi ! Burası Türkiye ! Adam ol öyle gel bidaha !

Dimitri:Ehh ... Pidar gnovniy!

Bora:Baban pezevenkmiş hea ...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Derbi

Derbi kelimesi aslında futbolun kurucuları ingilizlerin deyimidir.Aynı şehrin takımlarının oynadığı maçlar için kullanılmıştır ya da o ülkenin siyasi,dini,kültürel bakımından iki farklı kesiminin en büyük iki takımı arasındaki maçlara da kullanılır derbi kelimesi . Bakınız Celtic-Rangers , Barça-Real Madrid...

Türkiye'de derbi denince akla ilk Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki o ezeli(!) ve ebedi rekabet akla geliyor.Futbol bir endüstriye donüştüğünden , artık derbiler eskisi kadar dostane ve saygı çerçevesinde geçmiyor.En son maçta olanlar ortada.Birbirlerine "aman abi bokunu yiyim" diyen insanlar sahada kanlı bıçaklı kavgaya tutuştular.Arkadan kafa atan mı ararsın birbirinin ümüğünü sıkan mı ararsın.Sanırsınız amerikan güreşi.Hakem de kenarda durmuş sırtı yere gelenlere 3'ten geriye sayıyor,pes mi diye soruyor sanki.

Haftasonu bir büyük derbiye daha hazırlanıyoruz.Beni bilenler rengimide bilir.Doğduğumda bile pipimin bir yarısı sarı bir yarısı kırmızıydı.Zaten o meşhur gazetenin reklamında oynayan "Doğuştan fanatik" de bendim.İleride erkek çocuğum olursa kendi ellerimle boyayacağım oğlumun pipisini.Onu da The Time dergisine göndereceğim.

"Galatasaray Kadıköy'de ne zaman kazanmış len amuk !! " muhabbetleri dönüyordur yine.Elbet bu makus talihi yeneceğiz.Haydi aslanlarım ! Keita ve Nonda gibi iki zencimiz var ! Şimdi onlar düşünsün !!!

Yalnız aman diyim sizde benim gibi maçtan bir hafta önce iddaalı konuşmayın.Maçtan sonra bir haftada millet bana konuşuyor çünkü.Hiç iyi değil."Derbi maçlarının sonucu belli olmaz" diyip bir siyasetci kıvraklığıyla uzaklaşın ortamdan.

Arkadan kafa atanın pandik yiyeceği adaletli bir maç dileğiyle... Hayırlı günler.

15 Ekim 2009 Perşembe

Haftanın Konuğu : Episode 1


Düşündüm taşındım yeni ne yapabilirim diye ve sonunda buldum.Bundan sonra her hafta bir ünsüzle roportaj yapacağım.Bu haftanın konuğu yakın bir dostum olan Nurettin Akgün.Kimya bölümünde başarılı yıllar geçiriyor ve iyide bir neyzen.İşte roportajdan birkaç bölüm:

Bora:Nerede doğdun ? Çocukluğundan biraz bahsedermisin ?

Nuro:Ordu'da doğdum.19 yaşıma kadar orada yaşadım.Çocukluğumda bütün hayatım gibi sakin geçti.Bir keresinde arkadaşlarla inşaatta oynarken çukura düşmüştüm.Yağmur yağıyordu doluydu içi.Allah dan derin değilmiş.Belime kadar saplandım kaldım.Arkadaşlar tuttu çıkardı.Kurbağa lavraları kıçıma kadar kaçmış . Hamama gittim sonra.

Bora:Hehe.. Peki eğitim hayatın hakkında biraz bilgilendirirmisin bizleri ?

Nuro:Valla ilköğretim herkesinkiyle aynı geçmiştir.Yalnız liseye geçtiğimde biraz garipsedim.Okulumun ismi Atatürk Lisesi idi fakat okulda yeterli sayıda sınıf olmadığından bizi yan taraftaki imam hatip okulunun üst katında okuttular.

Bora: O zamandan bazı şeyler belliymiş yani. Neyse .Üniversite hayatına gelelim.Hayatında ne değişti ?

Nuro:İzmir güzel memleket.Bayramda seyranda memlekete döndüğümde bana sorulan hep şu oluyor." İzmir'in kızları güzel mi ? "Birde herşeyi kendiniz halletmek zorundasınız.Yemek yapmaya kalktım mesela.Pilav yapacağım diye mercimekleri haşladım (!) , şişsin diye bekledim.Suyunu kattım.Arkadaşlar yiyince "Mercimek çorbası güzel olmuş " dedi.Pilav yaptım diyemedim .

Bora:İzmir'de garibine giden birşey oldu mu ? Garipsediğin herhangi birşey ?

Nuro:Kemeraltı'na gidince sokak satıcıları yapışıyor ya yakanıza.Abi şuna bak buna bak şunu al diye.İşte onları geri çeviremiyorum.O tarafa işim düşünce bazen bir dükkana 5-6 defa girdiğim oluyor.Napayım çekip gidemiyorum.

Bora:Söylemek istediğin son birşey var mı peki ?

Nuro:Hayatta 3 şey vardır.Dün bugün ve yarın.Dün ile yarının a.ına koyum.Yaşadığımız anın,bugünün kıymetini bilelim.

Bora:Teşekkürler.Hadi ben kaçtım benim yerime imza atıverirsin...

Nuro:Atmam abi hoca sayıyor bazen göte gelmeyelim.

Bora:Hocanında ...


Hayırlı günler.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Uyku Hali

Uykusuzluk günümüzde başlı başına bir sorun haline geldi.Rahatlıkla uyuyabilenler için bile "uyku" alanında sorunlar bitmiş değil.Bu hayatınızın uçup giden bu üçte birlik bölümü için birkaç satır yazı yazmak istiyorum müsadenizle.Müsade benim.

Öncelikle zihninizin güçlü olması lazım uyuyabilmeniz için.Çünkü genelde insanlar psikolojik sebeplerden dolayı uyuyamazlar.Korku,sinir,stres,depresyon...Biyolojik nedenler daha sonra gelir.Önemlilerden birkaçı kabızlık,mide ağrısı,bağırsak dolanması ya da yan dairede bulunan,sesi sonuna kadar açıp müzik dinleyen parazitler.Bunlar biyolojik sebepler.

Psikoljik sorunlar giderilebilir.Işıkları açık bırakma,annenizin koynuna sokulma,hap alma gibi faaliyetlerle halledilebilir.Biyolojikler ise...Fitil mitil , tekme tokat ...Onlar da biter.Ama uyurken ne yaptığınızı bilebilir misiniz ?

Çok ilginçtir ki yattığınız yerde sıçsanız ancak uyanınca farkına varırsınız.Diyelimki uyurken tuvaletinizi tutamıyorsunuz. Olamaz mı ? Mesela yatarken başınızın altına koyduğunuz yastık çok tehlikelidir.Sabah bir boyun ağrısıyla uyanabilirsiniz.Çünkü başınızın altından kaçıp kıçınızın altına girmiştir yastık.Ve asla anlayamazsınız yastığın oraya nasıl geldiğini.Sabahleyin yastık,yorgan,yatak çarşafını yerde de bulabilirsiniz."Deli yatma" derler ya.Zaten öyle insanlar gece hep yalnız kalmışlardır.Deli yatıyorlar diye çocukluktan beri ne akrabaları ne de arkadaşları yanına uzanmamışlardır.

En iyisi bizim arkadaş gibi olmak.Adam nerede olsa yattığı şekilde kalkabiliyor.Mumya gibi.Hatta anında uyuyabilme gibi bir özelliği var.Uzun yolculuğa çıkarken tutuşturdunmu eline gazeteyi kitabı , gözler hemen kepenk kapatıyor.İstifinide hiç bozmuyor artis.Gözlerine bakmasanız uyuduğunu anlayamazsınız."Mala bak! Aynı sayfayı yüz kere okudu " diyip günahını alırsınız.Bu yüzden bu hayatta gördüğünüze bile inanmayacaksınız.

Hayırlı günler , iyi uykular.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Elveda Bilgisayarım


Sevgili Bilgisayarım,


Hey gidi koca bilgisayar hey.On yıldır her türlü sevincime,üzüntüme,binbir türlü halime katlandın , şahit olsun.Demek sende globalleşen dünyaya yenildin sonunda.Teknolojinin "uzamadan kesilen tırnak" gibi olduğu zamanlarda bile koskoca on yıl yettin bana .Kirliydin,eski kafalıydın filen ama yinede her ihtiyacımı görmeye çalıştın.Hem de her ihtiyacımı.Çoğu kişinin görmeye korkacağı şeyleri gördün,bazen göğsünün kabardığı oldu.Bazen ise hüzünlendin açılmadın düğmene bassam da.

Gerekmedikçe format bile attırmadım sana.Virüslü kullandım aylarca,bağışıklığını geliştirdim .Elden ayaktan düşecekken cebimdeki bütün parayla birkaç parçanı yeniledim.Seni o "teknoloji" denen çaresiz hastalıktan kurtarmaya çalıştım.Millet her ay gömlek değiştirir gibi bilgisayar değiştirirken ben seni sevdim bilgisayarım.

On iki yaşımdaydım seninle tanıştığımda.Elinde büyüdüm.Ve işte bir sonbahar akşamında yaklaştı elveda.Tozlarını ilk defa aldım bu gece.Herşey kaybedilirken değerlenirmiş ya o hesap işte.Bu gece son gecemiz.Utanmasam ağlarım bu satırları yazarken.Ama gel görki sende yenik düştün hastalığa.Birkaç gigabyte lık oyunlar için sattım seni."Yetmiyor artık bu bana ! " diye sitem ettim.Değerini bilmedim bilgisayarım ! Nankörlük ettim.

Bu son yazım seninle birlikte.Yeni bir sen daha gelmez tabi.Nasıl insanlar ayrı ayrıysa , yarın gelecek diğer bilgisayar senin aynın değil dostum.Belki senden daha hızlı olacak,belki her yanından ateşler fışkıracak ama asla senin kadar değerli olmayacak gözümde.Kendine iyi bak . Elveda Dostum.Seni hiç unutmayacağım :'(

On yılın anısına bir şiir yazdım sana :

Ne ben açım dedin,ne de üşüyorum.
Ne yorgunum dedin,ne de üşeniyorum
Birkaç valt elektrik,birkaç parça toz...
Sen ayrılırken , yaşamımdan bir parça koptu sanki
Bizler insanız be dostum.Parçamız koparsa çalışmamazlık etmeyiz senin gibi.
Ayrılırken , son birkez daha oyun oynamak istedim amma...
Grafikler yine bokum gibi.

Bora-MAN

3 Ekim 2009 Cumartesi

Düğün


"Nikahınaa benii çağırr sevgilimmmmm , istersen şahidinnn olurumm seninnnn ... " Hey maşallah. Büyüdük artık.Arkadaşlarım evlenmeye başladılar.E tabi ülkemizin bazı coğrafi bölgelerine göre geç bile başladı bu süreç.Ama biz kendi felsefemize bakalım.Hadi hayırlısı darısı herkesin başına.

Anneme gidip " Nikahınıza beni çağırmadınız ! " diye sitem ettim. O da " Sen daha yoktun ya salak " dedi.Anneler her zaman haklıdır.Arkadaşlarım çağırıyor saolsun o da yeter bana.

Geçen gün gittiğim düğün bahçeli havuzluydu.Hani o sokak aralarında olan düğünleride severim ama herkes imkanlarını zorluyor daha iyisini yapabilmek için.Oradaki izlenimlerimi sizinle paylaşmak istedim.

Birkere her düğünün vazgeçilmezi çocuklardır.İlla ayağa kalktığınızda gelip ayağınıza bacağınıza çarpacak onlar yoksa düğünde olduğunuzu anlamazsınız.Şimdilerde sevgili ilişkileri bakımından , özellikle de büyük şehirlerde, ne kadar "geniş" olduğumuzu farkettim.Daha 7 yaşında, geceleri donuna işeyen çocuklar ben ileride seninle evleneceğim demeye başlamış birbirlerine.Eh 16 yaşındaki gençlerin böyle olması gayet doğal o zaman.Kim kime dum duma .

Yıllarca işten güçten bunalmış , evde karı dırdırı işte patron fırçası yemekten bıkmış insanların deşarj olma yeridir düğünler.Dışarıda görsen " bu adam osuruğuyla boğar valla ! " dediğin insan düğüne gelince genleri değişiyor.Müzik çalmaya başladı mı pistlerde tüm kıvraklığıyla kalabalığa katılıyorlar.Gecenin yıldızı oluyorlar.Kapı gıcırtısına oynuyorsun derler ya aynı öyle.O kadar dert içinde onlarında hakkı eğlenmek.Gidip alnına para yapıştırası geliyor insanın.

Gelinin babasından yarım külçe altın.Yok şaka şaka . Öyle bir şey olmadı düğünde.Ama takı merasimini severim.Genelde bayanlar görevlendirilir ama damatla iyi ilişkiler içinde olan baylar da artislik olsun diye sıraya girebilir." Abi şu takılanları toplayıp kaçsak " geyiği her zaman döner. Bu geyiği yapanları mizah mahkemlerinde yargılayacağım.O günlerde gelecek.

Piyanist düğün bitmiş dediyse bitmiştir arkadaşım ! Rahat bırakın yeni evli gençleri ! Herkes sanki o anı beklemiş gibi gidip saatlerce dırdır eder evlilerin başında."Bir ihtiyacınız varsa kapımız her zaman açık . " gibi formalite icabı söylenmiş boş laklaklar yüzünden o değerli dakikalar uçar gider.Bir ihtiyacı var evet ! Sen gidersen o ihtiyacı giderebilecekler ama seni bekliyolar çenesi düşük insan !

Arkadaşın sırtına iyi vuramadım.Tekme savurdum inşallah yanlış bir yerine gelmemiştir.

Hayırlı günler.

Not:Yeni evli Onur ve Ayşegül çiftine en içten dileklerimi sunarım.Bir yastıkta kocasınlar inşallah.Çocuk erkek olursa adını Bora koyun len !

Karikatür:Serkan Altuniğne

2 Ekim 2009 Cuma

Protesto


Ben kendimi bildim bileli protestoları komik ve bir o kadar da yaratıcı bulmuşumdur.He dersiniz ki "Sen hiç protesto ettin mi herhangi birşeyi?" diye. Hayır derim.Gereksinim duymadığımdan ya da o olayı protesto edince olayın değişeceğine inanmadığımdandır.

Protesto halkın uyumadığının göstergesidir derler.Ama sanırım protestocular hep aynı simalar.Çoğu yakalanıp salınmış tekrar.Uyumayanlar o birkaç kişi.Protestoyu meslek edinenlerden bahsediyorum.Yoksa yeni protestocular bulmak kolay değil tabiki.Maaşlı ve sigortalı bir iş değil eninde sonunda.Herkes protestodan çok , şartları kabullenmiş bir halde eve ekmek getirme derdinde.

Benim küçükken en ilgimi çeken protestoları hep Greenpeace yapmıştır.Genelde kendilerini bir yerlere zincirlerler.Binanın tepesine,boğaz köprüsüne,belediyenin su hayratına,umumi tuvaletlere."Bu tuvaletin kirli suları şehrin şebekesinden geçerek okyanuslara ulaşıyor.Sudaki yaşama zarar veriyor.Ölürüz de buraya kimseye sıçırtmayız ! " diyerekten onlarca metre zinciri kendilerine bağlıyorlardı.Bazı protestolarda çıplak insanlar kullanılıyordu.Vucutlarına protestoyla ilgili mesajlar yazılıyordu.Mesela sağ göğsüne " Meme kanserine hayır ! Kahrolsun gıda boyası ! " , bacaklarına " Selülite hayır ! Kahrolsun kola ! " gibi.En güzelleride hayvan hakları ile ilgili olanlar."Solucanlar ölmesin ! Domuzlar boka girmesin ! Arılar sokmasın !" "Köpeklere özgürlük ! Yaşasın sokakta çiftleşmek ! " gibi... Mesela tavşan avı mevsimin protestosunu Playboy kızlarına yaptıracaksın çok etkilli olur.Panter Emel varsa birde ballı börek...

Bu arada yeni moda protesto ayakkabı fırlatmak oldu.Siyasilere kullanılıyor genelde.Önce ABD eski başkanı Bush ' a . Dünde Ankara'da IMF başkanına.İki kere denendi ikisinde de isabet oranı sıfır.Hele bugünkü tam komedi.Ayakkab önce başkana soruyu soran öğrencinin kafasına geliyor sonra onun kafasından sekip platforma düşüyor.Acaba protestocu ayakkabıyı arkadaşına attıda herkes yanlış mı anladı ? Karakoldaki savunmasında " Ağabey valla bizim arkadaşa attım.Tam üç aydır benden aldığı borcu ödemedi.Bir de kalkıp öyle artis artis soru sorunca dayanamadım.Benden aldığı yetmedi birde IMf ten isteyecekti şerefsiz !!! " . Bilemeyiz

Ben ayakkabı fırlatmak istesem okulun ilk haftasında ders yapmayan hocalara fırlatmak isterim.Len boşu boşuna geliyoruz o kadar okula ! İnsan kapısına filen yazar ilk hafta dersler yapılmayacaktır diye ! Evde ne kadar eski ayakkabı terlik var toplayıp geleceğim valla ! Ninja gibi bir sefer de üç tane sallarım rahat.Fıt fıt fıt ...

Hayırlı günler.

27 Eylül 2009 Pazar

Okula Başlarken

Yine hüzünlü bir sonbahar günü.O sabah hazırsınızdır.O niyetle uyanılmış,o niyetle yenilmiş içilmiştir.Hatta o niyetle tuvalete gidilmiştir.Uzun bir maratona başlarken herşeyinizi tekrardan düzene sokmanız gerekir.Ne oldum değil ne olacağım demeli insan.Hani sabaha karşı 7 de yatarsınızda 2 gün sonra aynı saatte sınıfta esniyor olursunuz ya.İşte öyle bir şey.

Eğer ilkokuldaysanız "kaplardan" anlarsınız o telaşlı günün gelişini.Evet , kaplardan. Kitap , defter kapları.Yıllarca anne,baba,çocuk tarafından uğraşılmış ve bitirilememiş hala devam eden tek teknoloji belkide.Kapla kapla bitmez o defterler.O kadar çok bant kullanmışsınızdır ki kıçınıza yapışsa farketmezsiniz.Et ve tırnak gibi olursunuz.Kaplamayı meslek edinseniz deli gibi para kırarsınız aslında.Neyse.

Lise ve ortaokul yıllarında kıyafet alımı ile başlar o heyecan.Her okulun kendine özel kıyafeti vardır.Cinsiyet cinsiyet , tür tür...Armalar,kıravatlar,etekler,ceketler hatta ve hatta rozetler...Özel okullarda beden eğitimi dersi için bile tek tip kıyafetler üretiliyor.Velilere doğru doğrultulmuş kazığın ucu bir kaç bıçak darbesiyle sivrilmeye devam ediyor.Kayıt parası almıyoruz diyen müdür , yalanını ters çevirsin üzerine otursun.O parası,bu parası,şu parası derken anne babaya binen yük artıyor.Olsun herkes okusun.

Üniversitede ise tam bir ipimle kuşağım mikimle daşağım durumu var.Harcını yatır, sonra ister gel ister gelme.Ne hocan arar ne okul.Adam parasını aldıktan sonra istersen çık kampüse , yat bütün gün çimlerin üzerinde.Öğrencilerinde işine gelir bu durum.Alışma devresi uzadıkça uzar.İlk hafta okula gidilmez.İkinci hafta oturulup " buna gitmesekte olur ya " denen dersler seçilir.Vizeden ne zaman kötü not aldın o zaman bütün derslere gidilir.E ben böyle öğrenciliğin gözünü seveyim.Bostan yata yata büyür.Aynen devam anasını satayım.

Seslerinizi duyar gibiyim. "Hergün düzenli not alacağım. Derslerimi günü gününe çalışacağım."

Nahhh !!! (Bilekten ileri doğru , zıpkın gibi bir hareket.)

Hayırlı günler.


Karikatür:Yiğit Özgür

24 Eylül 2009 Perşembe

İzlenimler

Bir bayram daha bitti.Bana malzeme çıksın diye Ege nin dört bir yanını döndüm dolaştım.Akrabalar sağolsun.Yedik,içtik,yattık.Eller öpüldü,sözler saçıldı , dedikodular gırla yapıldı . Benden uzak olsun.Her çeşit insanı gördüm,yendim,geldim.Kazasız , belasız bir bayramı daha atlatmış olduk böylece.

Yıllardır görmediğim bir dayım vardı.Onun yanına gittim.Zengin mi zengin kuvvetli mi kuvvetli.Sekiz kere hacca gitmiş.Maşallah.Vekalet alarak tabi,kardeşi için , anası için babası için ...Uzar gider . Tam sekiz kere ! Ulan bir kere git ! Diğer gideceklerinin parasını akrabalarından başlayarak,etrafındaki muhtaçlara dağıt , hayıra gir değil mi ? Bu benim görüşüm.Ellerinden öperim dayıcım.

Dört,beş kere mezarlığa girdim bu bayram mesela.Beş bayramlık mezarlık ziyareti hakkımı kullandım.Babannemin dediği gibi "Hacı sevabı" kazandım belkide.Yine mezarlığa gidiyoruz.Bu sefer anne tarafı.Arabayı hacı dayım kullanıyor.Daha kasabanın merkezindeyiz.Önünde son model bir araba yavaş yavaş ilerliyor.Bizim dayı bastı arkadan kornayı solladı geçti bir anda.Arkasından ettiği lafa bak : " Sükse yapıyor pezevenk ! " . E be dayı yakıştı mı senin gibi muhtereme.Bırak küfür kısmını biz halledelim.Hayır ortada küfür edilecek bişey yok.Süksenin kralınıda yapar dayım zamanı gelince.Yastıklarını parayla doldurur.Altında hala 80 yapımı toros marka arabası var.Böyle böyle zengin oluyor demekki insanlar.Harçlıkta vermedi hacı ! Hacı ! Şimdi kötü söz söyleyipte günaha girmek var hacı !

Dayımın yanından çıktım.Tren istasyonuna gideceğim.Yanımda kuzenler var.Dolmuşa bindik.En öne geçtim oturdum.Bir müzik çalmaya başladı. " Rasstttlarrsaaaaannn gözlerii yaşlı yavrunaaaaaa,Suçunu bağışlaaa sarılll boynunaaa ... " . Kibariye. Bayram günü çalıncak şarkı mı bu ? İnsanları niye üzüyorsun be adam ! Hayret yav.Ben üzülmem ama başkası üzülür.Ayıp. Dikkat edilmesi gereken bir husus.

Üç günün üçte birinin yolda geçtiği ve sonunda da yorgunluk ile üçün birinin yanımıza kar kaldığı bir bayram daha yaşadık.Herkese yeni başlayan veya devam eden okul hayatında başarılar dilerim.İlk günden herkesle yüz göz olmayın.Arkadaş ayağı göt ayağı !

Hayırlı günler.

20 Eylül 2009 Pazar

Bayram


Bir bayram daha gördük.Şükür.Bedava otoyolları,yollardaki kalabalığı,bir aileyi tüm ferteleriyle görebileceğiniz bir süredir bu bayramlar.Kısa da olsa güzel.Birbirlerini unutan,koca bir yıl ismini bile anmadığınız,tuvalette bile aklınıza gelemeyecek insanlarla oturup konuşmanıza vesile olan bayramlar.Nerede o eski bayramlar ! Büyüdük artık para vermiyolar anasını satayım ! Sakalı, bıyığı kesmezsen böyle olur tabi.Neyse.

Evinizde misiniz yoksa başka diyarlarda mı bilmiyorum tabi.Ben kendi görüşlerimi paylaşmak istiyorum.Mesela bence en güzeli bayram sabahı yapılan seronomi.Herkes iyi kötü giyinir.Sıraya geçilir.Tek tek bayramlaşılır.Hele birde yaşlı bir büyüğünüzün evinde toplandıysanız bitmez o. Göt kadar odanın içinde otuz kişi.Kimin kimi öptüğü belli değil.Böyle durumlarda çok darlanıyorum.Seviyorum ama nefessiz bırakıyor insanı.Yanak yanağa öpüşüyoruz ya işte böyle daralmalarda bazen sert vuruyorum yanağı , kafa atıyormuşum gibi oluyor .Futbolcular yapıyor ya hani çaktırmadan . Aynı onun gibi .Kırmızı kart.

Bir de bayrama özel pişen yiyecekler var.Adı üzerinde bayramın.Şeker bayramı. Baklava börek sarma gırla gidiyor.Hele hele memleketiniz köy yeriyse yaşadınız.Sultanlar gibi beslenirsiniz valla.Sonra kilo vereceğim diye yürüyüşlere çıkarsınız.Naylon elbiseler giyer terlemeye çalışırsınız.Noldu üzüldünüz değil mi ?

Bayram mesajları meşurdur.Bence en güzeli arayıp konuşmak ama beni bile asosyalleştirdi bu teknoloji.Uzun uzadıya mesajlar gelir telefonuma.Sebep belli.Dualar , dilekler güzel.Ama arkadaş , ben sizin edebiyat öğretmeniniz değilim ! Şiirler , maniler akıyor mesajdan ! Not mu vereceğim sanıyorsunuz ?! Hey Allah ım ya. Bayramımı kutla geç.Mesajın yarısı boşa gidiyor. Bir başından bir kıçından okuyorum bitiyor.Aralardaki edebi sanatlar çöpe gidiyor. Hiç kusura bakmayın .

Büyüklerinizi ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.Zaten normal zamanda gitmiyorsunuz bayram günü bari gidin len ! Küçükleride şekerle çikolatayla kandırmayın ! Paradan haber verin ! Sinirlendirmeyin beni burada.

Herkese sağlıklı,mutlu,huzurlu bayramlar dilerim. Bayramınız mübarek olsun. Daha sosyete ve kibar insanlar için: "Bayramınız kutlu olsun ." İyi bayramlar.Küçüklerimin gözlerinden,büyüklerimin ellerinden öperim.Kalın sağlıcakla.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Belediye Otobüsü

Ortaokuldaydım ve yanımda parada yoktu.Sadece bir adet otobüs bileti vardı."Ortak Sınav" denen bir organizasyondan çıkmıştım.Yağmur ıslatmadık yer , girmedik delik bırakmamıştı.Hava gitgide bozuyordu.Otobüs durağına doğru koşarken bir otobüsün yolcu aldığını gördüm.Kalkmak üzereydi.Yakalamıştım.Ama istikamet tabelasını göremiyordum.Bakmaya zamanım yoktu.Şansına durakta bir arkadaşa rast geldim.Hemen ona sordum.Sizin oraya gider dedi.Bindim.Gitmedi.Otobüs meğer başka yollara gidiyormuş.Eve en yakın yerde indim. Bir buçuk saat o havada eve yürümek zorunda kaldım.Arkadaşı da bir daha görmedim.Onun can sağlığı için iyi oldu tabide biz cırcır olduğumuzla kaldık.O yüzden babanıza bile güvenmeyin diyorlarmış.

Otobüs konusuna böyle acıklı bir hikayeyle girmek istemezdim ama karikatürü görünce aklıma geldi o günler.Asıl hayat otobüsün içinde oysaki.Yaşlısı,genci,çocuğu,şöförü hepsi birer hayat.Bir tiyatro sahnesi.

Otobüste ayakta kalırsanız , balerinler kadar kıvrak olmalısınız bir kere.Hele hele kapılara yakınsanız.Genel de inecek insanlar sizin etrafınızdan geçeceği için sürekli olarak vücudunuzu, yer vermek suretiyle, dansöz gibi kıvırırsınız.Jimnastik bir nevi.Yetmiyormuş gibi bazen şöför tıklım tıklım dolu otobüse yolcu almak için orta kapılarıda açar.Ulen zaten içeride birbirimizin osuruğunu solur hale gelmişiz , oksijen kalmamış , daha ne insan alıyorsun ! İnsan sevgisinin böylesine ayakta alkışlarım.Alkışladımda.Nasıl olsa sağım solum insan doluydu ellerimi bıraktım,alkışladım.Kimyadaki katı halin atomları gibiydik.Götgöte,duvar gibi.Düşmedim valla.

Bir de şöförün inilecek kapıyı açmaması olayı varki o tam bir azaptır yolculara.Düğmeye çoktan basılmıştır.Durağa gelinmiştir.Otobüs durur ve sadece ön kapıyı açar yolcu almak için.Unutur inecekleri.O anda herkesin içinden " Kaptannn !! Orta Kapıı !!! " diye yırtınmak gelsede yapamaz.Sessiz çığlık.İçin içini yer insanın.İnecekler kapının önünde , hepsinin kafası şöföre dönük, armut gibi bakarlar.Allah tan birkaç bağırabilen insan vardırda herkes sıkıntıdan kurtulur,ineceklerde iner.Gözleri sevinçten parlar,memleketine dönmüş gurbetçi misali.

Bu yazıda uzar gider.Birazını da sonraya saklıyorum.Tabi bu yazı , anasının karnından arabayla doğmuş arkadaşlar için birşey ifade etmiyor olabilir.Onlar için ayrıca "jet ski" isimli bir yazı düşünüyorum.

Hayırlı günler.

Bilgilendirme:Üç gündür bloga Blogger'ın Türkiye networku üzerinde olan bir sorunu sebebiyle giremiyordum.Bir yolunu bulduk arkadaşlar sağolsun...

15 Eylül 2009 Salı

Banka


Allah tan bankalarla yaşım gereği fazla işim yok. Pek geçmiyorum kapılarının önünden.Ama iş başa düşünce yapacak birşeyde yok tabi.Topluyoruz pılımızı pırtımızı , gidiyoruz bankaya.Termos,tulum,yastık,havanın sıcaklığına göre üstümüzü örtecek herhangi bir örtü.O kadar çok bekliyorsunuzki oranın ortamına alışmak için gerekli bunlar.Yatabilir,kalkabilir,beslenebilirsiniz bu süre içinde.Hata yanınıza birde lağzımlık alın.Belli olmaz hani.

"Ulen ne kinin varmış bankalara arkadaş ! " demeyin.Ben gördüğümü söylerim.Geçen gün okul harç paramı yatırmak için gittim bankaya.Bir girdim içeri hey maşallah her dilden ,dinden, milletten insan var.Rap dinleyen zenciler mi ararsınız , sakallı hacılarmı.Oturacak yer zaten yok.Ayakta dikildik mecbur o kadar saat.Bir arkadaşa denk geldim , o da okul harcını yatırmak için gelmiş.Gözleri çapak içindeydi "Hayrola yeni mi kalktın ?" diye sordum.Evet dedi."Saat 1 de aldım işlem kağıdımı,eve döndüm yattım kalktım hala gelmemiş sıra ! " Tabi aralarda birkaç küfür etti ben onları buraya yazmıyorum haliyle.Bu muhabbetler dönerken saat 5 ' ti.Banka kapandı.İçeridekiler içerde kaldı.Dışarıdan yeni müşteri almıyorlarmış.İçerideki müşterilerin işlemleri bitene kadar kapatmıyorlarmış . Şükür.İşini bitiren kapıdan dışarı çıkıyor sonra tekrar kapanıyor kapı sıkıca.Bankanın levhası olmasa içeride ne işler dönüyor kimse anlayamaz.

Beklerken kendime eğlencelik bir uğraş aradım.Sonunda buldum. Ama paylaşacak kimsem yoktu o yüzden sadece bir proje olarak kaldı.Sıra numarası alıyoruz ya makinadan.İşlem sırasında kenardaki ufak sepete bırakıyoruz o sıra kağıtlarını.Heh işte o kağıtları topluyoruz ve sayıyoruz.Sonra iki kişi arasında eşit pay ediyoruz.Eskiden oynayanlar bilir,futbolcu kartları vardı hani.Son sayısına oynanırdı.Aynı muameleyi bu sefer bankadaki sıra kartlarına gösteriyoruz.Genelde üç haneli olur onlar.Son rakamına oynuyoruz.Birler basamağı aynı olursa atan alır.Deneyin.Eğlenmezseniz artık can sıkıntısı için atasözlerine başvurursunuz.

Hayırlı günler.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Adam olacak çocuk...

Bilgilendirme:Makedonya Eğitim Bakanlığının reklamıdır.Bu video dini veya siyasi açıdan değil, sadece videoda geçen diyalogların paylaşımı için konulmuştur.

video


Adam olucak çocuk bokundan belli olur derler ya.Mecazdır tabi.İşte adam olacak çocuk.Daha belkide 7 yaşında.Biz o yaşta sabah uyanır sütümüzü içer , okula gider fişlerimizi sıralardık."Ali ata bak.Ali boka bas.Ayşe şarkı söyle.Söyle ayşe söyle" gibi...Tenefüste annemizin yanımıza koyduğu birkaç şeyi tüketir sonrasında kovalamaca oynardık.Bilgelik adına tek yaptığımız şey cümlenin öğelerine dikkat ederek konuşabilmekti en fazla.Ne düşünceleri sorgulayabilirdik ne de öğretmenlerden söz isteyip : " Hocam yanılıyorsunuz , şu şöyleyken böyledir, bu da size kapak olsun ! " diyebilirdik.(Kendi adıma :)

O yüzdendir ki ilkokul öğretmenleri en az ailedeki büyükler kadar değerlidir.Çünkü o yaşta aklınıza ne işlenirse birazda o yolda devam edersiniz hayatınıza.Ama gelin görünki videoda da gördüğünüz gibi arada böyle doğuştan yetenekli,büyümüşte küçülmüş insanlar dünyaya gelebiliyor.Verdiği cevap o kadar güzel ki Einstein'nın , bu anının devamında öğretmene ne olduğunu merak etmemek elde değil. Einstein'ı azarlayıp kulanığımı çekti ? Yoksa eline cetvelle mi vurdu ? Tahta önünde tek ayak belkide .Ama tam terside olmuş olabilir:

"Einstein . Aferin evladım otur. 5 veriyorum sana.Yarın resim dersinede geçen hafta getirmeyi unuttuğun yel değirmeni resmini mutlaka getir tamam mı yavrum."

Akabinde Einstein ertesi güne atom bombasının yapılışı çizip götürüyormuş ne "bomba" olurdu . Tabi bir 30-40 yıl sonraya kaldı o çizim.Tamam akıllıda o kadar da değil artık ! Müneccim bokuyla mı beslediler bunu canım !? Nostradamus muydu bunun bakıcısı bebekken !?

Her öğrendiğinizi, her duyduğunuzu " aha evet ! Bu kesin böyle! " diyip kabullenmeyin.Hayatta meraklı olmak en güzelidir.Çünkü araştırırsınız.Öğrenirsiniz.Çok merakta iyi değildir tabi.İş atasözüne dönmesin.İnsanın başına ne gelirse ya meraktan hesabı ...

Hayırlı günler.

13 Eylül 2009 Pazar

Reklamlar


Reklam kültürü üzerine çok şey yazılabilir.Vurgulamak istediklerim sadece birkaç türü.İşin ucunda milyar dolarlar dönüyor ama bence milyar tanede kıllık var .Üstüne basılması gereken kalıplar , "E zaten ezberledik " dedirtecek laflar var.Arada çok nadir de olsa yaratıcı reklamlar çıkıyor.Gerisi hep kopyala , yapıştır.

Banka reklamları hep aynı.Birde insanları kandırmayı iyice meslek edindiler.Sanki verilen krediler hiç ödenmeyecekmiş gibi.Bugün alın sonra ödeyin.Yarın alın öbür yıl verin.Şimdi alın ya da siktirin gidin.Birde ödeme kolaylıkları çıkarmışlar.105 taksit , vade farksız.Bu size yavaş yavaş sarkacaz,çaktırmadan sürtünecez demenin farklı bir yoludur.
Birde şu televizyondan tanıtımı yapılanlar var.Arayıp istenen ürünlerden bahsediyorum.Hani tanıtımın sonunda bizi telaşa sokan ürünler."On dakika içinde ararsanız bir tanede kabızlık giderici bitkisel hap hediyemiz" cinsinden.Kısa filmler kadar tanıtım videoları vardır.On dakika filen ortalama.İşte böyleyken böyle , kıçınızı eritir,karın kası yapar,yattık yerden kilo verirsiniz bir ton sallamasyonlarla karşınıza çıkarlar.Mesaj tam Türk halkına yöneliktir."Sen bu ürünü al , ye iç sıç , sonra tak kıçına yat.Kilo almadığın yetmiyormuş gibi kiloda vereceksin ." He yedik bizde.Yiyenlere afiyet olsun.Fazladan birkaç tane alında kafanıza filende bağlarsınız belki o zaman kilo verdirir yattık yerden.Bizi iyice mongol yerine koyuyolar.Reklamda rolü olan hanım ve beyler zaten kaslı kaslı , vucüt işinde profesyonel olanlar.Onlara bakıpta mı kanacağız len !

En hoşuma gidenide telefon operatörlerinin reklamları . "250 üzeri kontor yükleyin , bir ay boyunca , gece 10 dan sabah 6 ya kadar ücretsiz konuşun." E ne bu şimdi ? O kadar para verdik 250 kontore , belirlediğiniz saatler arasında nasıl konuşacağız ki ? Geceleri televizyonda çıkan 0 900 lü hatlarda da çalışmıyoruz,gecenin bir vakti ne işimize yaradı o kampanya ? Bir de başka bir üçkağıtçılık anket oylamalarında veya yarışmalara oy gönderirken yaşanıyor.SMS gönderin demesi kolay .Bize ne kadar geçireceklerini ancak televizyonun yanına sokulduktan sonra ekranın dibine teğet geçen göt kadar yazılardan anlayabiliyoruz. O da bir kere geçiyor. Okuyabilirseniz artık.

En güzeli zaplayın.Ya da canınız sıkılıyorsa izleyin.Eğlenirsiniz.

Hayırlı günler.

Bizi sevenleri üzmeyelim baba...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Oruç-2


İşte ayın anlam ve önemini anlatan güzel bir konu.Hoşgeldin ya Şehr-i Ramazan . Ramazan denince tabi akla hemen oruç gelir.Zekat gelir.Bahaneler gelir.Tutan olur tutmayan olur.Sahte davulcular.Hırsızların iş yapamadığı bir aydır bence.Sahura davetli değillerse tabi.Efendime söyleyim karıyla kızla yatıp kalkmış,yemiş içmiş sıçmış , kumarın bokunu çıkartmış en son 1 tl sinide yazı tura atarak kaybetmiş insanların af dilendiği bir aydır bu ay.

Tabi birçok yeni sorunuda peşinden getitirir.Sorun 1 : Ne yaparsak oruç bozulmaz ? :

S: "Bir e-mailde İzmirli bir seyircimizden geliyor.Hocam size gelmiş bu soru.Yaşadığımız şehir itibariyle açık giyinen bayan sayısı çok fazla.Acaba ne kadar baksak orucu bozmaz ?"

H:"Eee tabi.Mümkün olduğunca bakmamaya çalışsın.Her yerden önüne önüne çıkıyorlarsa yapacak bişey yok. O zaman mümkün olduğunca aklının başka yerde tutmaya çalışsın bu vatandaşımız.Çiçek düşünsün böcek düşünsün,dünyanın yaradılışını düşünsün kendi kafasında .En azından aklı gitmezse iyi olur ."

S:"Aynı izleyicimizden bir email daha geldi.Peki hocam diyelimki otobüse bindik . Bu bayan arkadaşlarla dipdibeyiz.Hayır bizde öğrenci insanız hocam ! Bu haldeyken napabiliriz ! demiş aynı seyircimiz"

H:"Boşuna zorlamasın kendini bu yavrucak.Sonra kazasını tutsun.Nasıl bir yerde yaşıyor tabi bu kadar insan onunda şaşkınlığı içerisindeyim."

Daha uzar gider.Okulda aşı yapılacak orucum bozulur mu ? Denize girdim bozulurmu ? Bele kadar girdim işedim çıktım bozulur mu ? Kaydım düştüm , çanak çömlek patladı bozulur mu ? "Başım ağrıyor bugün olmaz" dedim bozulur mu ? ... Bir ton sorun.Kimisi kendini rahatlatır kimisi ise gerçekten tutamayacak haldedir.Onu bilemeyiz.

Benim en hoşuma giden sorun iftar vaktinde çıkan "top patlamadı mı daha sokacam hea ! " sorunudur.Mesela oturduğunuz yerden caminin sesi duyulmaz.Dışarıda arkadaşlarınızla birliktesinizdir.Arkadaşlarınızdan takip eden varsa iftar saatlerini yine iyi.İftarın dakikası yaklaşır.Şu muhabbetler döner.

"Abi ben açıyorum artık patlamıştır ya."
"Dur olm göte gelmeyelim bekle biraz daha"
"Dün 45 geçe açtık ben 48 de açarım beyler gerisine karışmam."
"Yok istersen bir saat sonra aç garantiye al (!)"
"Zaman geçmiyo ya ben bi dışarı çıkıp geliyorum."

Bu muhabbetler kontorü olan birinin tanıdık bir başkasını arayıp sormasıyla son bulur.Ondan sonra yumulun.

Son haftasına girdiğimiz bu güzel ayda herkese sağlıklı mutlu günler dilerim.İftarda çok ağır yemeyin . İftardan sonra spor yapın.Adam olun.

Hayırlı günler.

10 Eylül 2009 Perşembe

İçmeyi bilmek...


İşte insanoğlunun bir zayıflığı daha.Başladı mı bırakamadığı , bırakacağım diye kendini kandırdığı bir meret.Alkol.Günümüzde sigarayla birlikte alkolede başlama yaşı çok düştü.O yüzden gelecek bayramda para vereceğiniz çocukların önce ağzını koklayın derim.Ona göre değerlendirirsiniz.

Herşeyi azı makbuldur derler ya.İçki belkide öyle , belkide değil , ben anlamam o konuları.Ama çok kaçırınca ortaya çok güzel bir tiyatro çıkıyor.Benim hoşuma da giden o zaten."Sarhoş cesareti" dedikleri deyim insanı eğlendiriyor.Tabi eğer sinirden veya kederden içilmediyse.O yüzden ben derim ki içkili ortamda bulunacaksanız ya doğum gün,nişan,düğüne gidin ya da yılbaşını bekleyin.Benden söylemesi.

En saygı duyduğunuz insanlar,büyükleriniz,"ulen bu adam tükürse , herkesi tükürüğünde boğar ! " dediğiniz adamları şebeğe döndürüyor alkol.Çocuklarla birlikte trambolinde atlar zıplarken görünce o an anlıyorsunuz hayatta korkulacak canlının olmadığını.Sarhoş adamı yakalamışken dökün içinizi.Basın küfürü ! Öbür günün sabahı bir bok hatırlamayacak nasıl olsa :

A:" Abi geçen sene sarhoşken sen hani klozete gitmiştin kusmak için.Sabah uyandığında üzerinde bok izleri vardı.He işte o bendim.Farkına varamadım o kafayla hocam kusura bakma yapmış bulundum."
B:" Ne demek Şevket yaaaaaaa... Bokunuu yeerimmm ben senin bokunuuu ..."
A:"Eyvallah abi. Çok göt adamsın ayrıca onuda söyleyim yakalamışken."
B:"Sende öylesin kardeşimmmm ... Muuahhh .. "

Beni soracak olursanız.Ben içmiyorum.İçiyodum bıraktım.2 yıldır damla sürmedim ağzıma.Kendi adıma hatırladığım en güzel şebekliğim bir yılbaşı gecesi hayat buldu.Deniz kenarında içiyoruz da içiyoruz.Ağzımız yetmiyor artık içmeye burundan filen çekmeye başladık o kadar yani.Eve gideceğiz artık yola çıktık zaten iki arkadaş birbirimize dayanarak zor yürüyoruz.Tanımadığım insanlara selam vermişim,polise laf atmışım.Tam insanların içinde benim junior başladı beni sıkıştırmaya.Ulen evede daha çok var tutamam hayatta , tutmaya kalksam yolları yıkayacam gidene kadar . O kadar çok içmişiz ki 50 tahlillik idrar çıkar sadece benden.Sarhoşluk komik ya.Sen git o kadar insanın içinde iskeleden denize işe . Hay maşallah . Sağıma dönüyorum insanlar masalara oturmuş içkilerini yudumluyolar .Bende öyle bir işiyorumki sanki denize ismimi yazmaya çalışıyorum . Ulen sabit dur değil mi en azından !

Bosna'yı da yenemedik zaten.Allah sonumuzu hayır etsin.

Hayırlı günler.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Yorumsuz

video

Bu video'nun üstüne ne kadar çok konuşursam o kadar boş boğazlık etmiş olurum.Yüreğime işledi.Herkesin pay çıkarması dileğiyle paylaşmak istedim.

Tek bir yorumum olacak.Beden,din , dil , ırk , töre möre fıs bence. Asıl olan kalpteki insanlıktır.Sakın onu kaybetmeyin.

Hayırlı günler.

Not: 09.09.09 İzmirim'in kurtuluşu bugün !

8 Eylül 2009 Salı

Berber



Ben kendimi bildim bileli aynı tip saç modeliyle gezerim.Ama günümüzde , şöyle bir sokağa çıkıpta dolandığımda, arkadan baktığımda , bazı erkekleri kadına benzettiğim oluyor.Upuzun saçlar.Yanlış anlaşılmasın.Kimsenin zevkinde gözümüz yok.Allah daha da uzatsın inşallah ! Belinize sarıp taşıyın saçınızı.

Berberlik yetenek gerektirir.Ressamlık,heykeltıraşlık gerektirir.Eğitimini almakla berber olunmaz bence.İçten içe seveceksin saçı.Okşayacaksın.Çaktırmayacaksın makası vuracağını.Kestiğinde,o saç havada süzülüp yere yumuşak bir iniş yapacak.Olay budur.Yerini yadırgamayacak.Zaten iki dakika sonra çocuk süpürüp çöpe atıyor.Edebiyatın bokunu çıkardım yine.

Berberinizi iyi seçin.İkemetgahınız değişmezse bir ömür aynı berbere gideceksiniz.Genelde öyle olur. Bayan arkadaşlarımızın huyunu suyunu bilmiyorum bu konuda.Zaten onlar nerede ne var takip ettiklerinden sabit bir kuaförü yok sanırsam.Neyse.Bir zamandan sonra çalışanlarla ahbap oluyorsunuz.Size "daimi müşteri tarifesi" uyguluyorlar.Sabit kur üzerinden , hep aynı miktar parayı verip ayrılıyorsunuz.Bazen yüksek mevlalar verirken görüyorum birkaç kişiyi bizim burada.Şaşırıyorum.Ekstradan ne yaptınız bu adama ? İki kafalı mı bu adam ?

Saç kestirmek bir spordur.Bilgisayar başında çok oturanlar 2 haftada bir gitsinler berbere.Boyun jimnastiği niyetine.Anlatayım.Tam kafayı yaslıyorum bir yere rahatım diyorum." Kafayı biraz sağa çevir" komutu geliyor berberden.Çeviriyorum.Tam alışıyorum ,bir komut daha " kafanı biraz sola çevir." .Ulen bir rahat ver ya ! Berbere mi geldik pilates salonuna mı arkadaş !

Bir de şu var sinirlendiğim. Berbere gitmeden önce herkes bir hayal eder kafasındaki modeli.Kestirdikten sonra saçının şeklini düşünür. Ki adam gidince soruyor zaten "Ne şekil olsun ağabey ? " diye.Ulen hiçbir zaman aklımdaki o şekili yakalayamadım.Hep o berberin kapısından çıkarken bir burukluk , bir "Aman siktir et ! Saç saçtır. " ifadesi oldu yüzümde.Napalım.Kısmet.

Sıcağı sıcağına tıraşımı olayım geleyim.Yağmurda yağacak zaten.Üşütücez yine.Olsun herkesin canı sağolsun.

Hayırlı günler.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Sorumluluk




Yıllar yıllar öncesi aklıma geldi oturup dururken. O zamanlar bu türban meseleleri , ergenekonlar , vatan elden gidiyorlar hortlamamıştı.Hiçkimse "velevki" ile " hamdolsun" laflarının anlamını ve cümle içinde hangi öğe olarak kullanıldığını bilmiyordu.Cumhurbaşkanı bıyıksızdı.Arda Turan Galatasaray paf takımındaydı.O kadar eski.O zamanlardan belliydi bu durumlara geleceğimiz.Nasıl anladın diye soracak olursanız.O günlerde şahit olduğum bir öğretmen-öğrenci diyoloğudur sebebi.Fizik hocamız sınav tarihi belirlemeye çalışıyordu.Günlerin bizim için müsait olup olmadığını soruyordu:

Hoca:"Perşembe ? "
Sınıf:"Olmaz hocam olmaz hocam !!! " (Öğrenci psikolojisi :) )
Hoca:"O zaman cuma olsun"
Arkadaş:"Olmaz hocam cuma ! Mübarek gün ! "
Hoca:"Ne diyosun sen ! Seni bir döverim annen baban elimden alamaz !"

Arkadaş mübarek gün muhabbetini esprisinede yapmış olsa hocanın ağrına gitmişti.İşte o zamanlarda insanlar böyle ince konular üzerinde kıllanmaya başlamışken , ben sıramda oturup dalga geçecek konu arar, akşam eve gidince bilgisayar da hangi oyunu oynayacağımı hayal ederdim.Bir zamanlar ne sorumsuz, ne öküz bir insanmışım.

He bu arada PES 2010 oyunu ne zaman çıkıyor bilen varmı ? :D :D :D

Hayırlı günler ..

6 Eylül 2009 Pazar

Yarışmaların Diliyle



Valla Türk insanının yaratıcılığına hayranım.Özellikle yarışma üretmekte ama daha çok yabancı formatlı yarışmaları Türk milletinin seveceği şekle çevirmekte çok iyiyiz.

Ben çocukluktan "İner misin ? Çıkar mısın ? " ı hatırlıyorum.Çok güzeldi ya.Bilenin kafası tavana çarpıyordu. Bilemeyende ine ine ekrandan kaybolup gidiyordu.Çocukluk işte.Hea bide Tuttu Frutti vardı sahi ona noldu ? Çin çin çin ...

Günümüzde de başarılı yarışmalar var ama ben nedense hepsinden kıl kapıyorum.Beş dakikadan fazla izleyemiyorum.Yokum diyorum o yüzden.Zaten bu lafıda duyunca tekme tokat girişesim geliyor adama.Bi de benim içimin fesatlığından mı bilmiyorum bazı cümleler bana çok manidar geliyor.

"Ne hissediyorsun ? "
"Büyük hissediyorum . Daha önce kutumdan büyük çıktı.Abi bence başka bir kutuya yönel "

Çok aradılar mı bu tür diyologları yav.Adam oraya milyarların tanıdığı ünlüleri getiriyor.Ne için ? Millet sanki 3. amatör kümede maç izlemeye gelmiş.Bağırıyorlar bir ton marş.

"Haydi haydi haydi Allah aşkına . Hamdi'nin p.çleri dönsün şaşkına ! "

Bari işin bokunu çıkartacaksınız , yukarıdakine kadar götürün olayı.Eminim . Son kararım hatta.Vallahada billahada . En azından güleriz.

Neyse.Şu an da yeni bir yarışmayı izliyorum "ucunda 1 milyon var" diye.Ulen arkadaş ya ! Ucunda bir milyon varmış .Maşallahhh !!

5 Eylül 2009 Cumartesi

Röpörtaj

Milli maçtan sonra hemen sıcağı sıcağına yazmak istedim.Takıldığım konu şu muhabirlerin soruları oluyor.Maçtan önce veya maçtan sonra . Farketmez.Maçtan sonra yenildiysek sorular her zaman aynı :

"Evet,Tonguç.Bugün hepimiz üzgünüz.Sahada yapmak istediklerimizi yapamadık gibi geliyor bana.Sen ne düşünüyorsun bu konuda ?"

"Tonguç da şu an yanımızda . Evet kötü bir gece yaşadık.Bu mağlubiyeti neye bağlıyorsun.Yorgunmuydunuz ? Maça yeterince konsantre olamadınız mı ? Yoksa göt müsünüz ? "

"Malesef istemediğimiz bir mağlubiyet aldık.Peki sence hakettiğimiz bir mağlubiyet mi bu Tonguç ? Hea Tonguç !? "

Alışıldık Cevaplar:

"Tabiki maça iyi başlayamamanın verdiği bir telaş vardı.Golü erken bulsaydık ortalığın a.ına korduk.Ama malesef beklemediğimiz erken bir gol yedik.Kalecimiz Hüso hakkındaki suçlamalara katılmıyorum.Tamam kişilik olarak çok şerefsiz bir insan olabilir ama kaleciliği çok iyidir."

"Hocamızın bize verdiği görevi yerine getiremedik.Maçtan sonra soyunma odasında ölüm sessizliği vardı.Bundan sonraki maçları kazanacağımız adına ant içtik.Şeref sözü verdik ! Hocamızda saolsun verdikçe verdi gazı.Bu gazla dünya kupasını kaldıracağımıza eminim."

gibi gibi... Yenince tabi ortalık toz penbe oluyor.Herkesin ağzı kulaklarında.Oradan oraya uzatılan mikrofonlar,roportaj vermek için sıraya giren futbolcular...Gece saat 3 lere kadar süren televizyon yayınları.Hep dikkat etmişimdir.Yenilgiden sonra bir veya iki roportaj alınır sonra hemen yayın bitirilir.Yenince öyle mi ?! Hey yavrum hey ! Takımın masörüne kadar emeği geçen herkesle röpörtajın dibine vurulur.Mikrofonlar yorulur,insanlar yorulmaz.

Neyse artık. Önümüzdeki maçlara bakacağız.Buradan benim üzerimde emeği geçen tüm hocalarıma selamlar yolluyorum. Çav.

Hayırlı geceler.

Not:Gecenin alacakaranlığında Brezilya-Arjantin maçını izlemek bir başka zevkli olacak.

Güncelleme:Maradona adam değilmişsin ! Tüh yüzüne !

Dondurma

Yazın getirdiği en güzel tatlı.Tek mevsimlik aşk.Yazın dışarı çıkmak için en masum bahane.Kollestrolü düşük,doktorumuzun tavsiyesi dondurma.Yıllarca yalaya yalaya bitiremediniz.Yetmedi ısırdınız.Markalı olanların dibini bile yediniz.Oysaki en güzeli açık dondurmadır.

Dondurma dondurmadır ama bence tartışmanın boyutu büyük.Benim tarafım bellidir.Ben açık dondurmayı severim.İçinde ne olacağını kendim seçmeliyim.Arkadaşlarımız gibi.Sizin arkadaşlarınızı siz beraber yaşayarak , karakterlerini bilerek ve onları oldukları gibi severek " arkadaş " kategorisine alıyorsunuz.Açık dondurmayı bu şekilde nitelendiriyorum ben.Kapalı ve markalı olan dondurmalar bence tehlikelidir.Sizin önünüze süslenip püslenip bir insan konmuştur ve " Bu insan senin arkadaşın olacak ! " diye diretilmiştir.Bu benim düşüncem.

Kapalı dondurmada sevdiğim tek bir yön var.O da "Vakum" tekniği ile yemek."Ne len o ?! " dediğinizi biliyorum.Açıklayayım.Dondurmayı hafif üstünden tükettikten sonra külahın dibini ısırıyoruz.Hatırı sayılır bir boşluk oluşturduktan sonra külahın kıçından nefesinizin gücüne göre içimize içimize çekiyoruz dondurmayı.Tabi dondurmayı bu şekilde yerseniz külah elinizde dıpdızlak kalıyor.Olsun.Canımız saolsun diyip yolumuza devam ediyoruz.

Tabi açık dondurmada da karşı olduğum bazı durumlar var.Mesela o maraş dondurmacıları tam dayaklık.E abi koyuyorsun dondurmayı bir ton oynatıyosun.Yok aşağı çevirmeler yok yukarı kaldırmalar , boş külahı müşterinin elinde bırakmalar.Tamam çocukların bu oyunlar hoşuna gidiyor olabilir ama ergenlere yapma işte ! Adam orada sana maymun olmak için mi veriyor o parayı !? Hayır o değil kapacaksın elinden vuracaksın kafasına ! Yetenekli olsam parayı verirken aynı numaraları bende yapacağım .İlizyonist hesabı.Bilekten madeni para çıkarmalar filen.En sonunda şaklatacam "Nah !" diye . Ama inleyecek dört bir yan , bilekten çıkaracaksınız . Dondurmayı de vereceğim geriye! Alacağım montumu çıkıp gideceğim !

Dondurma cildi güzelleştiriyormuş.Ergenliğe yeni girenler bu lafım size.Böyle dedik diyede burun deliklerinizi doldurana kadar yemeyin şu dondurmayı . Efendi gibi yiyin.Sakin ve narin.

Hayırlı günler.

3 Eylül 2009 Perşembe

Yaz Mevsimi

Malumunuz yaz mevsimini geride bıraktık.Acısıyla tatlısıyla,deniziyle kumuyla,mayosuyla bikinisiyle hatta yakında bitecek olan Ramazanıyla koskoca üç ay geçti gitti.Bazen sıcak ve kurak, bazen soğuk ve motor bozdurucu havasıyla seveni olduu , nefret edeni olduuu.Yine de güzeldi.

Benim değinmek istediğim konu kumsaldaki boğuşmadır.Evet resmen bir boğuşma.Simitçisiyle kumrucusuyla insanıyla köpeğiyle adeta psikolojik bir savaştır deniz kenarlarında yaşanan.Adamı yorar,yaralar ama eve gittiğinde mışıl mışıl uyumasını sağlar.Tabi öğlen vakti güneşin altına girmediyseniz.

Sahil göründü ama sorunlar yeni başlıyor.Kumsala indiniz.Normal bir halk plajı.Yerinizi buldunuz ama mecburiyetten herkesle götgötesiniz.Hasırınız mutlaka olmalı ! Kuma girdiğinizde ilk yapacağınız iş hasırı altınıza sermek olmalı ! Yoksa zıplamaktan yorulursunuz.O sıcak kum ayağınızın altına verdimi 200 dereceyi , hangi ayağınızı kaldıracağınızı şaşırırsınız vallahi.Hasıra kıçınızı değdirdiğiniz an savaş başlıyor.



Bir kere hasıra uzandıktan sonra çok dikkat edin.Sürekli tetikte bulunun.Elinizde ufak bir havlu bulunsun.Şu yüzden. Ayağının altı pişmiş ve sanki denize giren ünlü olacakmış hissiyatında olan arkadaşlar var.Bu arkadaşlar deli dana savrukluğunda nereye bastığını görmeden deniz istikametinde koşuştururlar.Baktınız böyle freni patlamış geliyorlar hemen havluyla yüzümüzü örtüyoruz.Çünkü hatırı sayılır bir miktar kumla üstünüz örtülmek üzere.

Yanınızda en az bir adet görünüşü korku salan , iri yarı biri olsun.Şöyleki her plajda voleybol hatta futbol oynayan gençler olur.Eğer yazlığınız oralardaysa zaten bir zamandan sonra sürekli gördüğünüzden bazı simaların sadece top oynamak için doğduklarını anlarsınız.O adamlar gece 3 tede sabah 8 dede orada top oynamaktadır.Başka birşey yaparken göremezsiniz onları.Yine o anlardan birinde şut çekilir ve top vucudunuzun herhangi bir kısmında patlar.O anda bu iri yarı arkadaşlar olaya müdahele eder."Topunuz keserim!" tarzında davranışlar ve kötü sözlerle top geri verilir ve savaşın bu ayağı püskürtülmüş olur.

Benim anlayamadığım olayları peşpeşe sıralarsam ; bazen denizden çıkarken yanı başımda bir sevimli köpeğin denize girdiğini görürüm.Ilginçtir.Kimisi evinde beslemez hijyen bakımından.Acaba aynı kişiler , köpeği görünce , denize girmeden evine dönmüş müdürler ?.

Bir diğeri ; denize işemek. Uzatmayacağım bu konuyu. Keşke köpekbalıkları kana değilde çişe gelselerdi. O zaman görürdük .

Yazın getirdiği bu en güzel karmaşa içinde yaz meyveleri sebzeleri , ülkemizin turist sayısındaki artış düşüş,futboldaki transfer sezonu ikinci planda kalır bence.Yaz , suyu getirir.Su ise meşguliyeti.Ben hep yaz geldiğinde kışın o kalın kalın kazakları nasıl giydiğimizi düşünüp patlarım.Salak bir huy.Bu düşünce tarzı kış gelincede yaşanır bende."Götün yiyosa yatsana bu soğukta baksırla" tarzında.

Yaprak dökümünde kardeşlerin aynı adamın üstüne atlamadığı güzel bir sonbahar dilerim herkese.Hayırlı günler.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Habercilik


Türkiye'de habercilik zor.Çalışan emekçilerin yapacak bir şeyi yok.Bazen "yuh!" dedirttiren haberlerin ve olayların , bu emekçi takımının emir kulu olma özelliğinden kaynaklandığını biliyorum.Biliyorumki maaşı ödeyenin borusu çalışıyor.O yüzden bize , emekçilere bok atmadan , sadece gülmek ve eğlenmek kalıyor.

Geçenlerde büyük gazetenin birinde "Bisiklet Çalındı!" haberi gördüm mesela.Haber niteliği taşıyan,takibi zor bir haber.Yapana helal olsun."Komşusunun yemeğini yedi ! " , " 22. kattan düştü , öldü ! " (ölmeseymiş birde :) , "Topu kaybolan çocuk , oynayamadan evine geri döndü ! " . Gibi gibi...
İşin vahim kısımlarıda var tabi. Allah göstermesin, kimsenin başına varmesin.Çok büyük bir kaza yaşanıyor otoyolun birinde.Haberciler hemen doluşuyor.Ambulans her zamanki gibi ortalıkta yok.Ana baba günü.Herkes bilinçli bilinçsiz yaralılara müdahalede bulunuyor.Haberciler ise işin haber boyutunda.Yerde kan revan içinde yatan adama mikrofon uzatıyorlar:

"Efendim kendinizi nasıl hissediyorsunuz bir ağrınız sızınız var mı ? "
"Iııh..."
"Evet,sevgili seyirciler sizinde anlayacağınız gibi olayın şokunu hala atlatmış değil ! Peki kaza esnasında ne ile meşguldunuz ?"
"Iı.."
"Ambulans yok mu arkadaşlar ! " ( Vatandaşlık görevini yapıyor sözde artis :) "Ee evet işte araba kullanılmaz hale gelmiş.Vatandaşlar her zamanki gibi bilinçsizce müdahalede bulunuyor ! "

Sanki senin yaptığın çok güzel ! Adam en azından kurtarmaya çalışıyor.Sen orada boynu kırılmış adamı konuşturmaya çalışıyorsun be adam ! Emir kulu işte ... Birde bu kaza konusunda Reha abimizin bir sorusu vardır ki o çok bombadır.

"Kamyon üzerinize doğru gelirken siz aracın içindemiydiniz efendim ?! "

Yok aracın yanında koşuyormuş adam . Usain Bolt muş hatta . Töbe töbe ya.


Birde tabi artık klasikleşen habercilik varki o da genelde bayram ve seyran girişlerinde yapılır;"İftarda neler yenir neler içilir !? " " Osursak orucumuz bozulur mu ?" "Kurban nasıl kesilir ?" "30 Ağustos töreninde Genelkurmay başkanı ... " "23 Nisan çocukların bayramıymış .."
Klasik magazin ;
"Şu ünlümüz bu kadar kilo verdi ! " Bu ünlü şu ünlüyle evlendi 10 saat sonra boşandı " " Ve Bu ünlümüz açıkladı : Elma bir meyvedir , yiyin ! " "Şu ünlümüz çorbacıda alem yaparken yakalandı ! "

Yokluktan yapılan haberleri izleyenler var mıdır bilmiyorum ama bence hevesle haber izlemek isteyenlere tavsiyem ilk yarım saati izleyip kapatmalarıdır.Çünkü ondan sonrası fasa fiso
Habere inanmayın habersiz kalmayın . Hayırlı günler.

Not:3 günlük aradan sonra tekrar blogumda işkembeden sallamaktayım.Hayat zor...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Sınav


İlkokulu bitirdim.Ortaokula geçtiğimde harfler hafif hafif bana sürtünmeye başlamıştı.Tecavüzün habercisiydi.Suçlu belliydi ama kimse birşey yapamıyorudu ; Eğitim sistemi.

Zaten bana mağlum oldu o zamanlar.Rüyalarımda üstüme doğru gelen S ' ler Ö' ler K'lar vardı. Rüya tabirleri kitabına baktım ama açıklamasını bulamamıştım.Ortaokul 2 de hocamız açıklamasını kendi getirdi."Bitip tükenmek bilmeyecek bir sınav dönemine gireceksiniz ve ömürünüz boyunca bitmeyecek."Hay maşallah.Benim gibi genlerinde rahatlık ve tembellik olan insanlar fazla stres çekmemişlerdir.

Liseye giriş sınavlarını patlattım.Süper lise vardı o zaman karne notuma göre oraya girdim.Lise son sınıfın son 2-3 ayına kadar adam gibi ders çalışmışlığım yoktu.Test kitabını masanın üstüne çıkartır , birkaç soru bakar ondan sonra ergenliğin verdiği huylarla başka eylemlere yönelirdim.Hiçbir zaman oturup çatır çatır test çözdüğümü hatırlamıyorum.Aileme karşı sorumluydum ama o istek içimde yoktu.

Hiç unutmuyorum babam beni sınavın yapılacağı yere götürüyordu.Radyo açıktı.İkimizde suskunduk.Radyoda sabah haberleri geçmeye başladı.Konya'da bir ticaret adamı (!) sınav kalemi satıyordu.Ama haber olma niteliği şuradaydıki "Okunmuş kalem bunlar !" yazılı bir tabelayla satıyordu.Sessizliğimizi bu haber bozdu.Stresimi kahkahayla attım.Sınavıma mis gibi girdim çıktım.Üniversite hayatımı doğduğum beri yaşadığım şehirde,İzmir'de devam ettiriyorum.

Sözüm ÖSS' den çıkmışlara , kazandık diye götü tavana vurmuşlara ! Bir bokun bittiği , herhangi bir çilenin sona ermişliği yok ! Üniversitede boğuşmanız katlanarak artıyor.O yüzden yattığım yılların hiçbirinde pişmanlık duymadım.


Gördüğünüz gibi hayatta sınav kaygısı bitmiyor.En iyisi siz siz olun adam olun ! Değer kıymet bilin ulen ! Derde kedere vurun kırbacı vurun kırbacı !

Herşey gönlünüzce olsun.
Related Posts with Thumbnails